Danıştay 1. Dairesinin 4483 kapsamında verdiği kararın yargısal karar olmadığı

Danıştay 1. Dairesinin 4483 kapsamında verdiği kararın yargısal karar olmadığı

Danıştay 1. Dairesinin 4483 kapsamında verdiği kararın yargısal karar olmadığı

Danıştay 1. Dairesinin 4483 kapsamında verdiği kararın yargısal karar olmadığı

Danıştay 1. Dairesinin 4483 kapsamında verdiği kararın yargısal karar olmadığı

Danıştay 1. Dairesinin 4483 kapsamında verdiği kararın yargısal karar olmadığı

Danıştay Birinci Dairesinin "idari" daire olduğu, yerine getirilmediği iddia edilen kararın, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 3. fıkrası kapsamında, gereği yerine getirilmesi gereken bir "mahkeme kararı" niteliğinde olmadığı, 4483 sayılı Kanun uyarınca itiraz makamınca verilmiş bir "idari karar" niteliğinde olduğu anlaşıldığından, davacıların 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesine aykırı şekilde işlem tesis edildiğine ilişkin iddialarının yerinde olmadığı hakkında.

T.C.

D A N I Ş T A Y

İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No : 2022/1457

Karar No : 2022/2059

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …, 2- …

VEKİLLERİ : Av. …

TARAF (DAVALI) : Ticaret Bakanlığı

VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 21/09/2021

tarih ve E:2016/15620, K:2021/4165 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava Konusu İstem: Davacılar tarafından, Danıştay Birinci Dairesinin 28/01/2016 tarih ve E:2015/2011, K:2016/51 sayılı kararının davalı idarece gereği gibi yerine getirilmemesi sonucu hak arama hürriyetlerinin engellendiği iddiasıyla uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık olarak 50.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

Daire Kararının Özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 21/09/2021 tarih ve E:2016/15620, K:2021/4165 sayılı kararıyla;

Danıştay Birinci Dairesinin 28/01/2016 tarih ve E:2015/2011, K:2016/51 sayılı kararının gereği gibi yerine getirilmediği iddiası yönünden;

Danıştay Birinci Dairesinin "idari" daire olduğu, yerine getirilmediği iddia edilen kararın, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 3. fıkrası kapsamında, gereği yerine getirilmesi gereken bir "mahkeme kararı" niteliğinde olmadığı, 4483 sayılı Kanun uyarınca itiraz makamınca verilmiş bir "idari karar" niteliğinde olduğu anlaşıldığından, davacıların 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesine aykırı şekilde işlem tesis edildiğine ilişkin iddialarının yerinde olmadığı,

Davalı idarenin soruşturma izni verilmemesine ilişkin işlemi ile hak arama özgürlüğünün kısıtlandığı iddiası yönünden;

Davalı idarece tesis edilen, kamu görevlileri … ve … hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin 08/06/2016 tarih ve 2016/3 sayılı işleme karşı davacılar tarafından Danıştay Birinci Dairesine itirazda bulunulduğu, Danıştay Birinci Dairesince verilen 08/11/2016 tarih ve E:2016/2146 K:2016/1554 sayılı karar ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre, ilgililere isnat edilen eylemin haklarında soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle şikayetçilerin (davacıların) itirazlarının reddine karar verildiği; bu durumda, davacıların, idarece yapılan ön incelemenin usulüne uygun şekilde yapılmadığı yönündeki iddialarının, soruşturma izni verilmemesi kararına karşı yapılan itirazı karara bağlamakla görevli olan Danıştay Birinci Dairesince incelendiği ve davacıların itirazlarının reddedildiği görüldüğünden, dava konusu uyuşmazlıkta, davalı idarenin tazmin yükümlülüğünü doğuracak hukuka aykırı bir işleminin bulunmadığı sonucuna varıldığı, gerekçesiyle davanın reddine, ayrıca dava konusu manevi tazminat tutarı üzerinden hesaplanan ve dava açılırken davacılardan tahsil edilen 854,00 TL nispi karar harcı ile birlikte ortaya çıkan 1.060,9-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, Danıştay Birinci Dairesi kararlarının ceza yargılaması faaliyeti kapsamında verilmiş, yargısal nitelikteki kesin kararlar olduğu, uygulanmasının zorunlu olduğu; davalı idarece, Danıştay Birinci Dairesinin kararı üzerine tekrar soruşturma izni verilmemesi yolunda işlem tesis edilmek suretiyle bu kararın gereğinin yerine getirilmediği, Danıştay kararında tespit edilen eksikliklerin giderilmediği, aynı kişi tarafından ön inceleme yapıldığı, davalı idarenin şikayet edilen kişileri koruma amacıyla hareket ettiği, bu şekilde verilen soruşturma izni verilmemesi yönündeki kararın hak arama özgürlüklerini sınırlandırdığı, davalı idarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle manevi yönden zarara uğradıkları ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ SULTAN AKSOY KUYUMCU'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;

"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

Hukuka aykırı karar verilmesi,

Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Onuncu Dairesinin davanın reddine yönelik kararı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davacıların temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, esas yönünden kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Daire kararının yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrası yönünden;

492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Mevzuu" başlıklı 2. maddesinde; "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanları, yargı harçlarına tabidir." kuralına, "Mükellef" başlıklı 11. maddesinde; "Genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını istiyen kişiler ödemekle mükelleftir." kuralına, "Harç alma ölçüleri" başlıklı 15. maddesinde; "Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktü esas üzerinden alınır." düzenlemesine, "Değer esası" başlıklı 16. maddesinde; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır." düzenlemesine, "Harcın nispeti"

başlıklı 21. maddesinde de; "Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınır." düzenlemesine yer verilmiştir.

Anılan Kanun'un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinin "III-Karar ve ilam harcı" başlığında düzenlenen "Nispi harç" başlıklı 1. fıkrasının (a) bendinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi karar harcı alınacağı; "Maktu harç" başlıklı 2. fıkrasının (a) bendinde, 1'inci fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararla, davanın reddi kararı ve icra tetkik mercilerinin 1'inci fıkra dışında kalan kararlarında maktu karar harcı alınacağı kurala bağlanmıştır.

Temyize konu Daire kararı ile davacıların manevi tazminat istemi tümüyle reddedilmiştir. Bu durumda, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun (1) sayılı tarifesinin "Maktu harç" başlıklı 2. fıkrası uyarınca davacıdan maktu karar harcı alınması gerekirken, karar harcının nispi esas üzerinden hesaplanıp davacı üzerinde bırakıldığı görülmektedir.

Söz konusu maddi hatanın yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin 1/b bendi hükmü uyarınca, temyize konu Daire kararının hüküm fıkrasının 2. bendinin, "2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 267,70 TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,"; 4. bendinin, "4. İadesi gereken 793,20 TL karar harcı ile posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacılara iadesine,"; yargılama giderleri tablosunda yer alan karar harcı satırının ise "Karar Harcı:60,80 TL" şeklinde düzeltilerek onanması gerekmektedir.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

Davacıların temyiz istemlerinin reddine,

Davanın reddine yönelik Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 21/09/2021 tarih ve E:2016/15620, K:2021/4165 sayılı kararının hüküm fıkrasının bendinin, "2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 267,70 TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,"; 4. bendinin, "4. İadesi gereken 793,20 TL karar harcı ile posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacılara iadesine,"; yargılama giderleri tablosunda yer alan karar harcı satırının ise "Karar Harcı:60,80 TL" şeklinde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Kesin olarak, 08/06/2022 tarihinde esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Davacılar tarafından, Danıştay Birinci Dairesinin 28/01/2016 tarih ve E:2015/2011, K:2016/51 sayılı kararının davalı idarece gereği gibi yerine getirilmemesi sonucu hak arama hürriyetlerinin engellendiği iddiasıyla uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık olarak 50.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiş olup, Danıştay Onuncu Dairesince; Danıştay Birinci Dairesinin "idari" daire olduğu, yerine getirilmediği iddia edilen kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28’inci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında, gereği yerine getirilmesi gereken bir "mahkeme kararı" niteliğinde olmadığı, 4483 sayılı Kanun uyarınca itiraz makamınca verilmiş bir "idari karar" niteliğinde olduğundan, davacıların 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesine aykırı şekilde işlem tesis edildiğine ilişkin iddialarının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

2575 sayılı Danıştay Kanununun "İlk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görülecek davalar" başlıklı 24’üncü maddesinin birinci fıkrasında Danıştay İdari Dairesince veya İdari İşler Kurulunca verilen kararlar üzerine uygulanan eylem ve işlemlere karşı açılacak iptal ve tam yargı davalarının Danıştay tarafından ilk derece mahkemesi olarak karara bağlanacağı kurala bağlanmıştır.

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun "İtiraz" başlıklı 9’uncu maddesinde "... soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi, ... itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür. İtiraza, 3’üncü maddenin (e), (f), g (Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için Danıştay ..., diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar. İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ay içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir." kuralına, 2577 sayılı Kanunun 28’inci maddesinin üçüncü fıkrasında da "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir." kuralına yer verilmiştir.

2575, 2577 ve 4483 sayılı kanunların anılan hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, kanun koyucunun 2577 sayılı Kanunun 28’inci maddesinin üçüncü fıkrasında "Danıştay kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştayda açılması öngörülen maddi ve manevi tazminat davaları"nda Danıştay idari daireleri, Danıştay İdari İşler Kurulu veya Danıştay dava daireleri ayrımı

yapılmaksızın, Danıştay daire ve kurullarının "tüm kararlarının" gereğine göre işlem tesis edilmemesi veya eylemde bulunulmaması hallerini maddi ve manevi tazminat davası açılabilen haller olarak nitelediği açıktır.

Diğer taraftan, davacıların itirazı üzerine Danıştay Birinci Dairesince yapılan inceleme neticesinde verilen 28/01/2016 tarih ve E:2015/2011, K:2016/51 sayılı karar ile, davalı idare tarafından şikayet konusu ile ilgili bilgi ve belgeler tam toplanmadan ve şikayetçilerin ifadeleri alınmadan ve herhangi bir ön inceleme raporu düzenlenmeden Bakan tarafından soruşturma izni verilmemesine karar verildiği, 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yetkili merci tarafından ön inceleme emri verilmesi, yapılacak ön incelemede isnat edilen eylemlerle illiyet bağı bulunan görevlilerin ve şikayetçilerin ifadelerinin alınması, şikayet konusu ile ilgili bilgi ve belgelerin toplanarak değerlendirme yapılmak suretiyle bir ön inceleme raporu düzenlenmesi, yetkili merci tarafından söz konusu ön inceleme raporu göz önünde bulundurulmak suretiyle soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin bir kararın tesis edilmesi gerektiği belirtilerek, davalı idarenin işlemlerinin usul kurallarına uyulmaksızın tesis edilmesi nedeniyle davacıların itirazlarının kabulüne ve 01/10/2015 tarih ve GTB-2015/10 sayılı kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.

Bu karar üzerine, Danıştay Birinci Dairesinin anılan kararında belirtilen usule ilişkin noksanlıklar giderildikten sonra davalı idarece yapılan ön inceleme neticesinde 08/06/2016 tarih GTB-2016/3 sayılı karar ile ikinci kez "soruşturma izni verilmemesine" karar verildiği ve söz konusu ikinci kez soruşturma izni verilmemesine dair işleme yapılan itiraz sonucunda da, Danıştay Birinci Dairesinin 08/11/2016 tarih ve E:2016/2146 K:2016/1554 sayılı karar ile ilgililere isnat edilen eylemin haklarında soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikle bulunmadığı gerekçesiyle davacıların itirazlarının reddine karar verildiği görülmüştür.

Dolayısıyla, davacıların manevi tazminat istemlerinin, idarenin ikinci kez soruşturma izni verilmemesine yönelik işleminde "2577 sayılı Kanunun 28’inci maddesinin üçüncü fıkrası anlamında Danıştay kararlarına göre işlem tesis edilmemesi hali bulunmadığı" gerekçesi ile reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle, çoğunluk kararına gerekçesi yönünden katılmıyorum.

YORUM EKLE