TSK personelini ilgilendiren disiplin cezası kararı
Anayasa Mahkemesi, subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erlere verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı iptal davası açılamamasını öngören düzenlemeyi oyçokluğuyla Anayasa'ya uygun buldu.
Anayasa Mahkemesi, 4/6/2026 tarihli ve E.2025/212, K.2026/127 sayılı kararıyla, 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun 43. maddesinin, 7517 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle değişik (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…uyarma, kınama…" ibaresine yönelik itirazı reddetti. Karar, 17 Eylül 2026 tarihli ve 33373 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.
İtiraz, Ankara 23. İdare Mahkemesi tarafından yapıldı. İtiraza konu düzenleme, askerî öğrenciler ile erbaş ve erler hakkında verilen disiplin cezaları dışında; subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erler hakkında verilen uyarma, kınama ve hizmete kısmi süreli devam cezalarına karşı iptal davası açılamayacağını öngörmektedir. Mahkeme, önündeki davanın konusunu oluşturan kınama cezasıyla sınırlı olarak "…subay,…", "…hakkında verilen uyarma, kınama…" ve "…cezaları hariç…" ibarelerinin iptalini istemiştir.
Anayasa Mahkemesi ilk inceleme aşamasında, bakılmakta olan davanın konusu gözetildiğinde esasa ilişkin incelemenin "…uyarma, kınama…" ibaresiyle sınırlı olarak yapılmasına oybirliğiyle karar vermiştir.
Kararda, söz konusu düzenlemenin mahkemeye erişim hakkını sınırladığı, ancak bu sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük şartlarını taşıdığı değerlendirilmiştir. Mahkeme, uyarma ve kınama cezalarının askerî personel açısından en hafif sonuç doğuran disiplin cezaları olduğunu, bu cezalara karşı yargı yolunun kapatılmasının Türk Silahlı Kuvvetleri'nde disiplinin tesisi amacına yönelik olduğunu ve kanun koyucunun Anayasa'nın 129. maddesinde tanınan takdir yetkisi kapsamında kaldığını belirtmiştir.
Kararda ayrıca, 7517 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle, disiplin ceza sayısı veya puanı nedeniyle tesis edilen ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğin kesilmesi sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan davalarda, yargı yolu kapalı olan disiplin cezalarının hukuka uygunluğunun mahkemelerce denetlenmesine imkân tanındığı vurgulanmıştır. Bu değişikliğin, Anayasa Mahkemesinin daha önceki E.2022/10, K.2022/72 ve E.2022/122, K.2022/151 sayılı iptal kararlarına konu olan sakıncayı giderdiği kabul edilmiştir.
Sonuç olarak Mahkeme, itiraz konusu ibarenin Anayasa'nın 13., 36. ve 129. maddelerine aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.
Karşı Oylar
Karara, Kadir Özkaya, Engin Yıldırım, Rıdvan Güleç, Yusuf Şevki Hakyemez, Selahaddin Menteş ve Kenan Yaşar katılmamıştır. Karşı oy yazılarında; uyarma ve kınama cezalarının sicil, terfi, atama, sözleşmenin yenilenmemesi veya feshi gibi işlemlerde dikkate alınabildiği, dolayısıyla salt "hafif ceza" niteliğinin yargı denetimi dışı bırakılmayı haklı kılmadığı ileri sürülmüştür. Karşı oylarda ayrıca, 7517 sayılı Kanun'la getirilen düzenlemenin yalnızca disiplin ceza sayısı veya puanı nedeniyle tesis edilen ilişik kesme işlemlerini kapsadığı, buna karşılık disiplinsizliği alışkanlık hâline getirme, sicil yoluyla ayırma, deneme süresi sonunda ilişik kesme veya sözleşmenin feshi gibi hâllerde uyarma ve kınama cezalarının hukuka uygunluğunun hâlen denetlenemediği belirtilerek, Anayasa Mahkemesinin önceki iptal kararlarındaki aykırılık gerekçelerinin tam olarak giderilmediği sonucuna varılmıştır.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2025/212
Karar Sayısı: 2026/127
Karar Tarihi: 4/6/2026
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 23. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun 43. maddesinin 12/6/2024 tarihli ve 7517 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…subay,…", "…hakkında verilen uyarma, kınama…" ve "…cezaları hariç…" ibarelerinin Anayasa'nın 2., 9., 36., 125. ve 129. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: Disiplin cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanaatine varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun'un 43. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) (Değişik: 12/6/2024-7517/53 md.) Askerî öğrenciler ile erbaş ve erler hakkında verilen disiplin cezaları ile subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erler hakkında verilen uyarma, kınama ve hizmete kısmi süreli devam cezaları hariç bu Kanunda yer alan disiplin cezalarına karşı iptal davası açılabilir. Subay, astsubay, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erler hakkında disiplin ceza sayısı veya puanı nedeniyle tesis edilen Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğin kesilmesi sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan davalarda yargı yolu kapalı olan disiplin cezalarının hukuka uygunluğu mahkemelerce denetlenebilir. Seferberlik ve savaş zamanında ise yüksek disiplin kurulları tarafından verilen Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası hariç bu Kanunda yer alan diğer disiplin cezaları yargı denetimi dışındadır."
II. İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın katılımlarıyla 8/10/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.
Anayasa'nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi veya tarafların birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.
6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde askerî öğrenciler ile erbaş ve erler hakkında verilen disiplin cezaları ile subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erler hakkında verilen uyarma, kınama ve hizmete kısmi süreli devam cezaları hariç bu Kanun'da yer alan disiplin cezalarına karşı iptal davası açılabileceği öngörülmüştür. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, anılan cümlede yer alan "…subay,…", "…hakkında verilen uyarma, kınama…" ve "…cezaları hariç…" ibarelerinin iptallerini talep etmiştir.
Bakılmakta olan davanın konusu askerî personelin kınama cezasını gerektirir bir fiil işlediği gerekçesiyle disiplin süreci de gözetilerek bir derece hafif ceza olan uyarma cezasıyla cezalandırılmasının iptali talebine ilişkindir.
İtiraz konusu "…subay…", "…hakkında verilen…" ve "…cezaları hariç…" ibareleri, "…uyarma, kınama…" ibaresinin yanı sıra bakılmakta olan davanın konusu olmayan "…hizmete kısmi süreli devam…" ibaresi yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bakılmakta olan davanın konusu gözetildiğinde itiraz konusu kuralların esasına ilişkin incelemenin söz konusu cümlede yer alan "…uyarma, kınama…" ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.
Açıklanan nedenlerle 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun 43. maddesinin 12/6/2024 tarihli ve 7517 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…subay,…", "…hakkında verilen uyarma, kınama…" ve "…cezaları hariç…" ibarelerinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan cümlede yer alan "…uyarma, kınama…" ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Murat ÖZDEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Genel Açıklama
Subaylar, astsubaylar, uzman erbaşlar, sözleşmeli erbaş ve erler hakkında uygulanacak disiplin cezaları 6413 sayılı Kanun'un 11. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre anılan asker kişilere verilebilecek disiplin cezaları ağırlık derecesine göre uyarma, kınama, hizmete kısmi süreli devam, aylıktan kesme, hizmet yerini terk etmeme, oda hapsi ve Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezalarıdır. Uyarma, kınama, hizmete kısmi süreli devam ve aylıktan kesme cezaları disiplin amirleri tarafından; hizmet yerini terk etmeme ve oda hapsi cezaları disiplin kurulları ve disiplin amirleri tarafından; Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ise yüksek disiplin kurulları tarafından verilmektedir.
Anılan Kanun'un 41. maddesinde, disiplin amirleri tarafından verilen disiplin cezalarına karşı cezanın tebliğ edilmesinden itibaren iki iş günü içinde bir üst disiplin amirine yazılı olarak itiraz edilebileceği, itiraz haklı görülürse itirazı inceleyen üst disiplin amiri tarafından cezanın hafifletilebileceği veya tamamen kaldırılabileceği belirtilmiştir. İtiraz üzerine verilen kararlar itiraz edene tebliğ edilerek kesinleşmektedir.
Kanun'un 12. maddesinde uyarma cezası personele görevinin icrasında veya hâl ve hareketlerinde daha dikkatli olması gerektiğinin, kınama cezası ise personele görevinin icrasında veya hâl ve hareketlerinde kusurlu olduğunun yazıyla bildirilmesi olarak tanımlanmıştır.
Uyarma cezasını gerektiren disiplinsizlikler 15. maddede sayılmıştır. Buna göre uyarma cezasını gerektiren disiplinsizlikler; emri mütalaa etmek, görevde kayıtsızlık, hizmet dışındayken amir veya üste saygısızlık, mesai çizelgesine uymamak, kılık ve kıyafeti bozuk olmak, usulsüz müracaat veya şikâyette bulunmak, israf etmek, saygısız davranmak, başkalarını kötülemek, askerî nezaket kurallarına uymamak, hizmet haricinde yalan söylemek, selamlama yapmamak, zamana riayet etmemek, mesai dışında aşırı alkol kullanmak, görev dönüşü tekmil vermemek, kişisel ve çevre temizliğine dikkat etmemek, kendini geliştirmede yetersiz kalmaktır.
Kınama cezasını gerektiren disiplinsizlikler ise 16. maddede düzenlenmiştir. Bu kapsamda kınama cezasını gerektiren disiplinsizlikler; amir ve üste nezaketsizlik, meslek etiğine aykırı davranışta bulunmak, küfürlü konuşmak, askerî silsileyi bozarak hareket etmek, uygun olmayan hitaplarda bulunmak, sorumluluktan kaçmak, askerî eşyayı uygun kullanmamak ve sağlığın korunmasına yönelik kurallara uymamaktır.
B. Anlam ve Kapsam
6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erler hakkında verilen uyarma, kınama ve hizmete kısmi süreli devam cezaları hariç bu Kanun'da yer alan disiplin cezalarına karşı iptal davası açılabileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan cümlede yer alan "…uyarma, kınama…" ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Dolayısıyla kural gereğince söz konusu askerî personel hakkında verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolu kapatılmıştır.
Anılan Kanun'un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ve yargı yolu kapalı olan disiplin cezalarını düzenleyen "…uyarma,…" ve "…ve hizmete kısmi süreli devam…" ibarelerinin iptalleri talebiyle yapılan itiraz başvurularında Anayasa Mahkemesi, bu ibarelerin askerî disiplinin sağlanmasına yönelik kamusal yarar ile hak arama özgürlüğü arasındaki makul dengeyi söz konusu asker kişiler aleyhine bozduğu gerekçesiyle iptallerine karar vermiştir (AYM, E.2022/10, K.2022/72, 1/6/2022, §§ 35, 36).
Söz konusu kararda, uyarma ve hizmete kısmi süreli devam cezalarına karşı dava açılamayacağının öngörülmesi nedeniyle hak arama özgürlüğü çerçevesinde mahkemeye erişim hakkının sınırlandığı belirtilerek ibarelerin Anayasa'nın 13. maddesi gereğince sınırlamanın kanunla yapılması, Anayasa'da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması şartlarını taşıyıp taşımadığı incelenmiştir. Bu kapsamda ibarelerle kimler hakkında verilen, hangi tür disiplin cezalarına karşı dava açılamayacağının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği, bu yönüyle kanunilik şartının sağlandığı, ibarelerin Anayasa'nın 129. maddesi uyarınca kanun koyucuya tanınmış olan takdir yetkisi kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) açısından disiplinin tesisi amacıyla öngörüldüğü ve anayasal anlamda meşru bir amaca sahip olduğu, bu amacı gerçekleştirmek için elverişli ve gerekli olduğu ifade edilmiştir (AYM, E.2022/10, K.2022/72, 1/6/2022, §§ 28-33).
Anılan kararda yargı yolu kapalı olan uyarma ve hizmete kısmi süreli devam disiplin cezalarının söz konusu askerî personelin TSK'dan ayrılmalarına ya da sözleşmelerinin feshine yol açabildiği, TSK'dan ayırma ya da sözleşmenin feshi işlemlerine karşı dava açılabilse de bu işlemlerin dayanağı olan uyarma ve hizmete kısmi süreli devam cezalarına karşı yargı yolunun kapalı olması nedeniyle söz konusu yargısal denetimin şeklî bir hâle geldiği ve etkinliğini yitirdiği, ibarelerin bu yönüyle asker kişilere aşırı bir külfet yüklediği ve disiplinin tesisi şeklindeki kamu yararı ile hak arama özgürlüğü arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozduğu belirtilmiştir (AYM, E.2022/10, K.2022/72, 1/6/2022, § 35).
Anayasa Mahkemesinin 30/11/2022 tarihli ve E.2022/122, K.2022/151 sayılı kararı ile de 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…kınama…" ve "…cezaları hariç…" ibarelerinin de aynı gerekçelerle iptaline karar verilmiştir (AYM, E.2022/122, K.2022/151, 30/11/2022, §§ 6-11).
Anayasa Mahkemesinin anılan kararları üzerine 7517 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrasında değişiklik yapılmış ve bu değişiklikle kanun koyucu tarafından uyarma, kınama ve hizmete kısmi süreli devam cezalarına karşı yine yargı yolunun kapalı olması öngörülmekle birlikte -önceki düzenlemeden farklı olarak- disiplin ceza sayısı veya puanı nedeniyle tesis edilen ve TSK'dan ilişiğin kesilmesi sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan davalarda yargı yolu kapalı olan disiplin cezalarının hukuka uygunluğunun mahkemelerce denetlenmesi imkânı getirilmiştir.
C. İtirazın Gerekçesi
Başvuru kararında özetle; uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolunun kapatılması suretiyle askerî personelin mahkemeye erişim hakkının sınırlandığı, itiraz konusu kural gereğince dava açılamayan uyarma ve kınama cezalarına dayalı olarak uygulanan TSK'dan ayırma ve sözleşmenin feshi işlemlerine karşı açılan davalarda yapılan yargısal denetimin etkinliğini yitirdiği, ayrıca TSK personeli hakkında uygulanan disiplin cezalarına ilişkin bilgi ve belgelerin ilgililerin şahsi dosyalarına konulduğu, söz konusu personel hakkında yapılacak sicil, terfi, atama gibi işlemlerde uyarma ve kınama cezalarının da gözönünde bulundurulduğu ancak kural gereğince bunlara karşı dava açılamadığı, bu itibarla doğrudan özlük işlerini etkileyen söz konusu disiplin cezalarının yargısal denetimden bağışık tutulmasının asker kişilere aşırı bir külfet yüklediği belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2., 9., 36., 125. ve 129. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ç. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilmek suretiyle hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkının tanınması hak arama özgürlüğünün ön koşulunu oluşturur (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 21).
İtiraz konusu kural; subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erler hakkında verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı dava açılamayacağını öngörmek suretiyle anılan asker kişilerin mahkemeye erişim hakkını sınırlamaktadır.
Anayasa'nın 13. maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa'da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa'nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
Kuralda askerî personel hakkında verilecek uyarma ve kınama cezalarına karşı dava açılamayacağının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 36. maddesinde mahkemeye erişim hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 24).
Anayasa'nın 129. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında "Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz./ Silahlı Kuvvetler mensupları ile hakimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır." hükümleri yer almaktadır.
6413 sayılı Kanun'un kuralın da yer aldığı maddenin gerekçesinde "Anayasanın 129 uncu maddesi uyarınca, Silahlı Kuvvetler mensupları hakkındaki disiplin cezalarının yargı denetimi dışında bırakılması mümkündür. Bu doğrultuda bugüne kadar Silahlı Kuvvetler mensupları hakkındaki disiplin cezaları yargı denetimi dışında bırakılmıştır. Kanunla kısmen, ağır nitelikteki disiplin cezalarının yargı denetimine açılmasına imkân sağlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin mevcudu, disiplin tesisinin önemi, disiplinsizliklerin ve disiplin cezalarının mahiyeti gibi hususlar gözönüne alınarak tüm disiplin cezalarına karşı yargı yolunun açık olması sistemi tercih edilmemiştir. Zira bu tür bir sistemin, disipline ciddi zararlar verebileceği değerlendirilmektedir." şeklindeki gerekçesinden kuralın Anayasa'nın 129. maddesinde kanun koyucuya verilmiş olan takdir yetkisine göre TSK açısından disiplinin tesisi amacıyla öngörüldüğü ve anayasal anlamda meşru bir amaca sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Kuralın anayasal anlamda meşru bir amaca sahip olması yeterli olmayıp Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca ölçülü olması da gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
Uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolunun kapatılması suretiyle bu tür disiplin cezalarının etkinliğinin artırılacağı gözetildiğinde kuralın TSK'da disiplini sağlama amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez (AYM, E.2022/10, K.2022/72, 1/6/2022, § 33).
Bununla birlikte yargı yoluna başvurulamayacağı öngörülen uyarma ve kınama cezaları anılan askerî personel açısından en hafif sonuç doğuran disiplin cezalarıdır. Öte yandan uyarma ve kınama cezaları dayanak alınarak söz konusu askerî personel hakkında tesis edilen diğer işlemlere karşı dava açılması durumunda da anılan cezaların yargı denetiminden geçmeden kesinleştiğinin ilgili yargı mercileri tarafından gözetilmesini engelleyen bir düzenleme bulunmamaktadır.
Kaldı ki Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından sonra 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yapılan değişiklikle disiplin ceza sayısı veya puanı nedeniyle tesis edilen ve TSK'dan ilişiğin kesilmesi sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan davalarda yargı yolu kapalı olan disiplin cezalarının hukuka uygunluğunun mahkemelerce denetlenmesine imkân tanındığı görülmektedir.
Bu itibarla askerî personel hakkında verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı dava açılamayacağını öngören kuralın kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğu, asker kişilere aşırı bir külfet yüklemediği, kuralla TSK'da disiplinin tesis edilmesi yoluyla elde edilmesi öngörülen kamusal yarar ile asker kişilere yüklenen külfet arasında gözetilmesi gereken dengenin bozulmadığı, diğer bir ifadeyle kuralın mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 13., 36. ve 129. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa'nın 2. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa'nın 13., 36. ve 129. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 2. ve 125. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa'nın 9. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun 43. maddesinin 12/6/2024 tarihli ve 7517 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…uyarma, kınama…" ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 4/6/2026 tarihinde karar verildi.




