Kişinin HİV taşıdığını arkadaşına anlatma hasta mahremiyeti ihlali midir?

Kişinin HİV taşıdığını arkadaşına anlatma hasta mahremiyeti ihlali midir?

Kişinin HİV taşıdığını arkadaşına anlatma hasta mahremiyeti ihlali midir?

Kişinin HİV taşıdığını arkadaşına anlatma hasta mahremiyeti ihlali midir?

KDK, kişinin raporlu olan ilacını reçete etmek için bir kız arkadaşıyla gittiği hastanede raporlu ilacını reçete eden doktorun  kendisinin odada bulunmadığı bir zamanda HIV+ olduğunun kız arkadaşına söylenmesini, hasta mahremiyetinin ve hasta hak haklarının ihlal edildiğini iddia ve ifade ederek yaptığı başvuruyu reddetti.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

RET KARARI

SAYI:    2022/5418-S.22.8265

BAŞVURU NO 2021/19597

KARAR TARİHİ 19/04/2022

BAŞVURAN

BAŞVURUYA KONU İDARE : SAĞLIK BAKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU: Başvuranın, muayene olduğu hekimin, kişisel bilgilerini arkadaşına anlatması sebebiyle hasta mahremiyetinin ve hasta haklarının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 16/11/2021

BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

Başvuru sahibi dilekçesinde özetle; “12.10.2021 günü saat 14:10’da ......................................................Şehir Hastanesi Enfeksiyon ve Klinik Mikrobiyoloji birimi Uzman Hekimi . |. ’ye raporlu olan ilacını reçete etmek için bir kız arkadaşıyla gittiğini, hekim tarafından barkod istendiği için kız arkadaşını doktorun odasında bırakarak odadan çıktığı sırada hekimin, yanında gelen kız arkadaşına size bilgi vermek zorundayım arkadaşınızın HIV+ hastalığı var bilginiz olsun diye söylediğini, ilacı reçete edildikten sonra arkadaşının söylemesiyle odadan çıktıktan sonra öğrendiğini, hasta mahremiyetinin ve hasta hak haklarının ihlal edildiğini iddia ve ifade ederek konuyla alakalı gerekenin yapılmasını” talep etmektedir.

İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Sağlık Bakanlığı’ndan 26/11/2021 tarih ve sayılı yazı ile bilgi ve belge talep edilmiş olup, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün bila tarih ve - sayılı cevabi yazısında;

“6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.” hükmü ile kişisel sağlık verilerinin, özel nitelikli kişisel veriler arasında sayıldığı, 

Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgili kişinin açık rızası ile ya da Kanunda sayılan sınırlı hallerde işlenebildiği, ancak 6’ncı maddenin üçüncü fıkrasındaki “Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel verilerin, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.” hükmü ile özel nitelikli kişisel veriler arasında da bir ayrım yapıldığı, sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler dışındaki özel nitelikli kişisel verilerin, açık rıza olmaksızın işlenebileceğinin hükme bağlandığı,

Mezkur Kanunun “Kişisel verilerin aktarılması” başlıklı 8’inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde de yine “Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, altıncı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.” hükmü ile sağlıkla ilgili verilerin aktarılmasının Kanunla belirlenmiş hallerin gerçekleşmesi şartına bağlandığı,

21/06/2019 tarihli ve 30808 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelik”in “Sağlık verilerine hasta yakınlarının erişimi” başlıklı 9’uncu maddesinde “Kişisel sağlık verilerinin hasta yakınları ile paylaşımında, Kanun ilkelerine aykırılık teşkil etmeyecek şekilde, 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliğinin 18’inci maddesinin üçüncü fıkrasına uygun hareket edilir.” hükmünün yer aldığı.

01/08/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Kayıtları inceleme” başlıklı 16’ncı maddesinde “Hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgiler bulunan dosyayı ve kayıtları, doğrudan veya vekili veya kanuni temsilcisi vasıtası ile inceleyebilir ve bir suretini alabilir. Bu kayıtlar, sadece hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olanlar tarafından görülebilir.” hükmü ile “Mahremiyete saygı gösterilmesi” başlıklı 21’inci maddesinde “Ölüm olayı, mahremiyetin bozulması hakkını vermez.” hükmünün yer aldığı, yine, ilgili Yönetmeliğin 18’inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Hastanın kendisinin bilgilendirilmesi esastır. Hastanın kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Bilgilendirme uygun ortamda ve hastanın mahremiyeti korunarak yapılır.” hükmünün yer aldığı,

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Bilgi verilmesi caiz olmayan ve tedbir alınması gereken haller” başlıklı 19’uncu maddesinde “Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdir. Hastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır. Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.” hükmünün yer aldığı,

Konu ile ilgili olarak Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü Hasta Hakları İl Koordinatörlüğü ile yapılan telefon görüşmesinde şifahi olarak kişinin herhangi bir talebinin bulunmadığının bildirildiği,

1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 3 üncü, 57 nci ve 64 üncü maddelerine, (Değişik ibare: RG-4/5/2019-30764) 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 361 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine ve 508 inci maddesine, 7/5/1987 tarih ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesinin (b) ve (f) bentlerine dayanılarak 30.05.2007 tarihli ve 26537 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliği’nde; “Bakanlık, bildirime esas bulaşıcı hastalıklar listesinde yer alan hastalıklar için gerektiğinde özel sürveyans ve kontrol programları oluşturur ve yürütür; bu amaçla yerel odak noktalarını ve çalışma sistemlerini belirler. Bakanlık, uluslararası düzeyde hastalığa özgü sürveyans ağlarına katılır ve gerekli iletişimi sağlamak üzere ulusal odak noktalarını tespit eder. Bakanlık, gerekli gördüğü takdirde, bildirime esas bulaşıcı hastalıklar listesi haricinde diğer hastalıklara özgü genel veya özel sürveyans ve kontrol programları oluşturabilir ve yürütebilir. Bu amaçla yerel odak noktalarını ve çalışma sistemlerini belirleyebilir.” ifadelerinin yer aldığı, ayrıca Bulaşıcı Hastalıklar Sürveyans ve Kontrol Esasları Yönetmeliği eklerinde bildirime esas bulaşıcı hastalıkların neler olduğu ve bu hastalıklara özgü standart vaka tanımlarının (klinik tanımlama, epidemiyolojik kriterler, laboratuvar kriterleri ) da belirtildiği,

1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Sağlık Bakanlığının (Bakanlık) görevlerinin düzenlendiği 352’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde “Halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesi için çalışmalar yapmak”, 378’nci maddesinin birinci fıkrasında “Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir”, ikinci fıkrasında ise “ Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Bakanlık, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir. Bu veriler, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen şartlar dışında aktarılamaz” hükmünün belirtildiği”

İfadelerine yer verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT

18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının,

“Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20’nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında, “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

“Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları” başlıklı 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında; “Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.”, ikinci fıkrasında; “Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.”, üçüncü fıkrasında da “Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.”

“Kişisel verilerin aktarılması” başlıklı 8’inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde; “Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6’ncı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.”

1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin “Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi” başlıklı 378’inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında;

“Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir. Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Bakanlık, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir. Bu veriler, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen şartlar dışında aktarılamaz.”

01/08/1998 tarih ve 23420 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Bilgi vermenin usulü” başlıklı 18’inci maddesinin üçüncü fıkrasında; “Hastanın kendisinin bilgilendirilmesi esastır. Hastanın kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir.”,

“Bilgi Verilmesi Caiz Olmayan ve Tedbir Alınması Gereken haller” başlıklı 19’uncu maddesinde; “Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdir. Hastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır. Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.

“Bilgi verilmesini yasaklama başlıklı” 20’nci maddesinde; “İlgili mevzuat hükümleri ve/veya yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında; kişi, sağlık durumu hakkında kendisinin, yakınlarının ya da hiç kimsenin bilgilendirilmemesini talep edebilir. Bu durumda kişinin kararı yazılı olarak alınır. Hasta, bilgi verilmemesi talebini istediği zaman değiştirebilir ve bilgi verilmesini talep edebilir.”

21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelik’in “Sağlık verilerine hasta yakınlarının erişimi” başlıklı 9’uncu maddesinde; “Kişisel sağlık verilerinin hasta yakınları ile paylaşımında, Kanun ilkelerine aykırılık teşkil etmeyecek şekilde, 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliğinin 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasına uygun hareket edilir.”,

Türk Tabipler Birliği tarafından yayımlanan “Hekimlik Meslek Etiği Kuralları”nın “Sır saklama yükümlülüğü” başlıklı 9’uncu maddesinde; “Hekim, hastasından mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. Hastanın ölmesi ya da o hekimle ilişkisinin sona ermesi, hekimin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Hastanın onam vermesi ya da sırrın saklanmasının hasta ya da öteki insanların yaşamını tehlikeye sokması durumunda, hastanın kişilik haklarının zedelenmemesi koşuluyla, hekim bu sırrı saklamakla yükümlü değildir.”

Hükümleri düzenlenmiştir.

KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ'NE ÖNERİSİ

İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin olarak hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

Başvuran, 1 no’lu paragrafta açıklandığı üzere, Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalioğlu Şehir Hastanesi Enfeksiyon ve Klinik Mikrobiyoloji birimi Uzman Hekimi . .’ye raporlu olan ilacını reçete etmek için bir kız arkadaşıyla gittiğini, hekim tarafından barkod istendiği için kız arkadaşını doktorun odasında bırakarak odadan çıktığı sırada hekimin, yanında gelen kız arkadaşına size bilgi vermek zorundayım arkadaşınızın HIV+ hastalığı var bilginiz olsun diye söylediğini, ilacı reçete edildikten sonra arkadaşının söylemesiyle odadan çıktıktan sonra öğrendiğini, hasta mahremiyetinin ve hasta hak haklarının ihlal edildiğini iddia ve ifade ederek konuyla alakalı gerekenin yapılmasını talep etmiştir.

Anayasanın 20’nci maddesi hükümleri ile birlikte kişisel verilerin korunması anayasal güvenceye bağlanmış bu düzenleme ile birlikte herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme, kişinin kendisiyle ilgili, kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme haklarına sahip olmuştur.

Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin; kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir. (AYM, 2014/19081, K.T. 01/02/2017)

Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade etmekte olup ad, soyad, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgilerin değil telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, öz geçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, sağlık bilgileri, genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, alışveriş alışkanlıkları, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm verilerin kişisel veri kapsamında olduğu belirtilmektedir (AYM,E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2013/84, K.2014/183, 4/12/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015). Dolayısıyla başvurucunun sağlık bilgileri, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel veri niteliğindedir. (AYM 2014/19081, K.T. 01/02/2017)

Anayasanın 20’nci maddesinin üçüncü fıkrasının “Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usûller kanunla düzenlenir” hükmü ile bu husustaki esas ve usulleri belirleme işi çıkarılacak bir kanuna bırakılmıştır. Bu nedenle, TBMM tarafından 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) çıkarılmış, söz konusu Kanun 07/04/2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun 1. maddesinde bu kanunun amacının, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak olduğu belirtilmiştir.

Türk Tabipler Birliği’nin 24 Kasım 2019 tarihinde gerçekleştirilen Olağanüstü 71. Büyük Kongresinde kabul edilen “Mahrumiyet Hakkının Korunmasına İlişkin Bildirge”de “Hekimler, sağlık hizmeti alan kişilerin mahremiyet hakkına saygı duyarlar ve bu hakkın korunmasının gerekliliğinin ve bu konudaki sorumluluklarının farkındadırlar. Mahremiyet hakkından yararlanma istisnasız her kişi için bir hak olarak kabul edilir. Hastanın yaş cinsiyet, cinsel yönelim, etnik köken, dil, dinsel inanç, felsefi görüş, toplumsal konum gibi kişisel özellikleri mahremiyet hakkından yararlanmasını engellemez. Hekimler, hastalarının kendisine verdiği ve hastalarına dair elde ettiği her türlü bilgiyi mesleki sır kapsamında değerlendirmeli ve bu bilgileri açıklamamalıdır. Hekimler, ancak hastası kişisel bilgilerinin açıklanmasına onam verirse veya gizlilik ilkesinin çiğnenmesi ile oluşacağı düşünülen zararın yakın, ciddi, geri dönüşsüz, bilgi açıklanmadığı sürece kaçınılmaz ve bilginin açıklanmasıyla oluşacak zarardan daha büyük olması durumunda, hastaya ait bilgilerin verilebileceğini kabul eder. Hastanın mahremiyetinin sınırlanmasından olumsuz etkilenmemesi için zorunlu olan bilgi, tehlikeyle orantılı biçimde ve gerekli ölçüde, bu bilginin sağlanmaması halinde doğacak zararı önleyebilecek kişilere verilir.” şeklinde bir takım ilkeler kabul edilmiştir. (www.ttb.org.tr)

Sağlık hizmetlerinde mahremiyet hakkı temel bir insan hakkı olan özel hayatın gizliliğine saygı hakkının gereğidir. Son zamanlarda sağlık hizmetlerinde hasta haklarının korunmasına ve hekim/hasta ilişkisinde güvenin sağlanmasına yönelik gösterilen çabaların artmasının yanı sıra hastanın etkin bir tedavi alabilmesinde önemli bir işleve sahip olan hastanın özel hayatı ile ilgili bilgilerin açıklanmaması da genel bir kural olmuştur. Sağlık hizmetlerinde bu kuralın sınırlarının belirlenmesi için farklı yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bunlardan biri hastanın sırlarının her koşulda saklanması gerektiğini savunur. Diğeri ise hastanın sırlarının yasaların öngördüğü hallerde ve toplumun yararının söz konusu olduğu durumlarda meslek sırrının açıklanabileceğini ileri sürer. Türk Tabipleri Birliği’nin “Hekimlik Meslek Etiği Kuralları”nda da hasta sırlarının, hastanın ya da öteki insanların yaşamını tehlikeye sokması durumunda ya da yasaların öngördüğü durumlarda açıklanabileceği belirtilmiştir. (HIV Pozitif Kişilerin Eşlerine Hastalığı Bildirme(me)nin Yasal ve Etik Açıdan Değerlendirilmesi, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, KARATAŞ ve Ark.)

Kişisel verilerin korunması hakkı, mutlak bir hak olmadığı için gerek AİHS’deki diğer haklarla gerekse de madde 8’deki diğer hukuksal çıkarlarla dengelenmesi de gerekmektedir. Örneğin, Y. davasında, bilinci kapalı bir şekilde ambulansla getirildiği hastanede, ambulanstaki sağlık görevlilerinin hastane çalışanlarını başvurucunun HIV pozitif olduğu konusunda bilgilendirmesi, AİHM tarafından AİHS madde 8 ihlali olarak görülmemiştir. Çünkü hastane çalışanlarının sağlığının korunması meşru amacı söz konusudur. (Özel KVKK’nun 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında kişilerin sağlıkları ve cinsel hayatları ile ilgili veriler özel nitelikli kişisel veriler arasında sayılmıştır. Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel verilerin, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği, sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel verilerin ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği hüküm altına alınmıştır. Kanunda kişisel verilerin işlenmesi ise “Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem” olarak tanımlanmıştır.

Başvuruya konu olayda başvuranın HIV Pozitif durumunun, muayenesini yapan doktor tarafından kendisi ile birlikte bulunan kız arkadaşına açıklanmasının kişisel yarar ile toplumsal yarar açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Sağlık hizmetlerinden yararlanan kişilerin daha çok özel hayatı ile ilgili bilgilerin açıklanmamasını, bilinmemesini ve bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılmamasını istemeleri, hekimlerin de hastalarına ait tıbbi bilgileri üçüncü kişilere açıklamamaları esas olmakla birlikte bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış ve bu hastalığı başkalarına da bulaştırma ihtimalinin olması durumunda da duruma vakıf olan hekimin, hastasının teşhis ve tedavisine yönelik bilgileri üçüncü kişilere açıklamasında KVKK’nun, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin, Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının ve diğer mevzuatın ilgili maddeleri doğrultusunda bir mahzur bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel verilerin ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği, hastaya veya yakınlarına hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilemeyeceği hususunda mevzuatta belirlenen şartlarda tabibin takdir yetkisinin bulunduğu, kişilerin, sağlık durumları hakkında kendilerinin, yakınlarının ya da hiç kimsenin bilgilendirilmemesini talep edebilecekleri, bu durumda yazılı beyanda bulunmaları gerektiği, ancak başvuranın böyle bir beyanda bulunduğuna dair şikayet dosyasına herhangi bir belge eklemediği anlaşıldığından, şikayete muhatap doktorun, başvurana ait kişisel bir bilgiyi üçüncü bir kişiye açıklamasında herhangi bir hasta hakkı ve hasta mahremiyeti ihlalinin bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği görülmüştür.

HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

6328 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup Tekirdağ İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.

KARAR

Yukarıda yapılan açıklamalar, anılan mevzuat hükümleri ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde, BAŞVURUNUN REDDİNE;

Kararın Başvurana ve Sağlık Bakanlığı’na tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi

YORUM EKLE