vergide ödeme gücünün uygulanması

vergilerde ödeme gücüne göre vergi alınması ilkesi en az geçim indirimi, artan oranlı vergiler ve ayırma ilkesi ile gerçekleştirilebilir

vergide ödeme gücünün uygulanması

Vergide Ödeme Gücünü Gerçekleştirmede Kullanılan Araçlar

Uygulamada ödeme gücüne ulaşmak için kullanılan bazı teknikler vardır:

En Az geçim İndirimi: En az geçim indirimi gelir üzerinden alınan vergilerde uygulanan bir tekniktir. Bu uygulamanın temelinde yatan soru şudur: Bir kimsenin vergi ödeme gücü ne zaman başlar? Bu soru genel olarak şöyle yanıtlanır: Kişilerin vergi ödeme gücü hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekli asgari miktarda gelir elde edildikten sonra başlar. Öyleyse, kişilerin hayatlarını sürdürmeleri için gerekli bu miktar vergi dışı bırakılmalı; bu miktarı aşan gelir kısımları üzerinden vergi alınmalıdır. Ancak, vergi dışı bırakılması gereken miktarın belirlenmesinde ortaya bazı sorunlar çıkmaktadır. Bir görüşe göre, vergi dışı bırakılması gereken miktar, bireyin fiziki varlığını sürdürebilmesi, diğer bir deyişle en temel insani ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli miktardır. Buna, fizyolojik asgari yaklaşımı denilmektedir. Diğer bir görüş ise, vergi dışı bırakılması gereken miktar saptanırken, kişinin içinde bulunduğu toplumsal konumun esas alınması gerektiğini ileri sürmektedir. Toplumsal konum esas alınınca, en az geçim indirimi miktarı belirlenirken kişinin mensup olduğu sosyal katmana göre, sözgelimi işçi, köylü ya da tüccar oluşuna göre, bir ayırım yapılması gerekebilecektir. Buna da kültürel asgari yaklaşımı denilmektedir. Bir başka yaklaşım da, medeni asgari yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, belirli bir toplumda ulaşılan uygarlık düzeyinin gereklerine ve imkânlarına uygun bir miktarın vergi dışı bırakılmasını öngörmektedir. Uygulamada ise, en az geçim indirimi miktarı belirlenirken yukarıdaki yaklaşımların pek az etkisi olduğunu söylememiz gerekiyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde devletin gelir ihtiyacı baskın gelmektedir. Bu yüzden en az geçim indirimi miktarı olarak belirlenen miktarlar, sembolik olmanın ötesine geçememektedir. Ülkemizde de, Gelir Vergisi Kanununa göre asgari ücretin %50'si oranında asgari geçim indirimi uygulanmaktadır. Bu oran eşin çalışıp çalışmamasına, çocuk sayısına göre değişebilmektedir.

Artan Oranlılık: Artan oranlılık, vergi matrahı arttıkça, matrahın artan dilimlerine uygulanan oranların da artması demektir. Artan oranlılığın temelinde yukarıda açıklamaya çalıştığımız marjinal fayda yaklaşımı yer almaktadır. Bilindiği üzere, gelir arttıkça marjinal faydasının azalması, daha fazla gelir elde edenlerin daha yüksek oranlarda vergilendirilmesini haklı kılmaktadır. Böylece, gelir dağılımındaki dengesizliklerin bir ölçüde de olsa artan oranlı bir vergiyle törpülenebileceği düşünülmektedir. Teoride artan oranlılığın ne şekilde olması gerektiğine ilişkin pek çok tartışma yapılmaktadır. Uygulamada ise artan oranların belirlenmesinde objektif bir kıstas kullanmak yerine, içinde bulunulan sosyal, politik, ekonomik ve mali koşulların etkisinde kalındığı gözlenmektedir. Artan oranlılığın gerçek anlamda uygulanabildiği vergiler, gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisi gibi subjektif dolaysız vergilerdir.

Ayırma İlkesi: Ayırma ilkesinin amacı da kişilerin ödeme gücüne göre vergi ödemelerini gerçekleştirmeyi sağlamaktır. Artan oranlılık bu amaca ulaşabilmek için yükümlülerin gelir düzeyi ile ilgilenirken, ayırma ilkesi gelirin elde edildiği kaynak ile yükümlünün sosyal durumu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bir başka deyişle, artan oranlılık gelirin niceliksel (kantitatif) yönünü ön plana çıkarırken; ayırma ilkesi gelirin niteliksel (kalitatif) yönü üzerinde durmaktadır. Bu ilkeye göre, emek gelirleri ile sermaye gelirleri arasında bir ayırım yapılmakta ve sermaye gelirlerinin emek gelirlerine kıyasla daha yüksek düzeyde vergilendirilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Bu yaklaşımın temelinde, sermaye gelirlerinin emek gelirlerinden daha yüksek bir ödeme gücünü yansıttığı düşüncesi vardır. Çünkü bu görüşe göre, sermaye emeğe göre daha fazla gelir getirme şansına sahip bir üretim faktörüdür. Öte yandan, sermaye gelirlerinin sürekli, sağlam ve istikrarlı olduğu varsayılmaktadır. Ancak, günümüzde özellikle sosyal güvenlik sistemlerinin gelişmesine bağlı olarak, bu özelliklerin emek gelirleri için de geçerli olduğu, dolayısıyla artan oranlılığın uygulandığı bir sistemde ayrıca ayırma ilkesine gerek olmadığı ileri sürülmektedir.

YORUM EKLE