Kamu Tercihi Teorisi

Kamu Tercihi Teorisi Kamu tercihi teorisi, kısaca politika biliminin ekonomik analizi olarak tanımlanabilir. Kamu tercihi teorisi Neo-klasik iktisatçıların geliştirdikleri “piyasanın başarısızlığı” görüşüne karşı, “devletin başarısızlığı” tezi ile ortaya çıkmıştır.

Kamu Tercihi Teorisi

Kamu Tercihi Teorisi

 sosyal refah devleti anlayışı ekonomik sorunları çözmekten uzak kalmış, kamunun kullanımında bulunan ekonomik kaynakların azalmasına değil bilakis artmasına neden olmuştur. Yapılan çalışmalar, alınan kararlar, özelleştirmeler vs. kamunun ekonomi içindeki payını azaltamamıştır.

İşte bu nedenle 1950’lerden sonra öncelikle ABD’de iktisatçılar tarafından Kamu Tercihi Teorisi ortaya atılmıştır. Kamu tercihi teorisi, kısaca politika biliminin ekonomik analizi olarak tanımlanabilir. Kamu tercihi teorisi Neo-klasik iktisatçıların geliştirdikleri “piyasanın başarısızlığı” görüşüne karşı, “devletin başarısızlığı” tezi ile ortaya çıkmıştır. Keynesyen iktisadi politikaları eleştiren kamu tercihi teorisyenleri öz olarak kamu tercihi teorisini; piyasa dışı karar alma mekanizmasının ekonomik analizi veya basitçe ekonomi biliminin politika bilimine uygulanması olarak tanımlamaktadır.

Bu teori, metodolojik bireycilik, homoeconomicus ve politik mübadele ilkelerine dayanmaktadır.

“Metodolojik bireycilik”, insan faaliyetlerinin kolektif ve özel olarak ikiye ayrılmasına kesinlikle karşıdır. Buchanan’a göre kolektif davranışların temelini de zaten bireysel davranışlar oluşturmaktadır. Toplumda bütün ekonomik ve sosyal kararlar birey tercihlerine göre belirlenir. Kamu kurumları, kamu teşebbüsleri, kısaca devleti oluşturan organların kararları temelde birey tercihlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Kamu tercihi teorisi, politikanın ekonomik analizini yaparken bu ilkeden hareketle kamu ekonomisinde alınan kararların özel ekonomide olduğu gibi tamamen birey tercihlerine dayalı olarak gerçekleştiğini varsayar. Kamu tercihi teorisi, ekonomi teorisi gibi metodolojik olarak bireycidir. Temel birimler; partiler, devletler veya uluslar gibi organik birimler değil; seçimde bulunan, çeşitli eylem ve davranış motiflerine sahip olan kişilerdir. Bu açıklama çerçevesinde kamu tercihi esasen “Politikanın Bir Bireyci Teorisi” adını almaktadır.

Kamu tercihi yaklaşımının ikinci önemli ilkesi, “homoeconomicus” olarak isimlendirilen bireye ait bir davranış biçimidir. Bu ilkeye “rasyonalite” veya “maximand” ilkesi de denilmektedir. Kamu tercihi teorisine göre; bireyler, rasyonel ve tutarlı tercihlere sahiptirler. Birey, kamu ekonomisinde karar alma sürecinde, özel ekonomideki (piyasa ekonomisindeki) davranış motivasyonunun bir benzerini rasyonel seçimler yaparak gösterir. Bireyler, rasyonel olmaları sonucu faydalarını maksimize edecek tercihlerde bulunurlar. Kısacası özel ekonomide olduğu gibi kamu ekonomisinde de “Homo Economicus” yani çıkar maksimizasyonu” ilkesi geçerlidir.

Bu açıdan, kamu tercihi teorisi, kamu ekonomisinde temel amacın “kamu çıkarı” veya “toplumsal çıkarı” maksimize etmek olduğu düşüncesini reddeder. Özel ekonomide tüketici fayda maksimizasyonu, üretici de kar maksimizasyonu peşinde koşar. Kamu ekonomisinde karar alma sürecinde yer alan;

-seçmenlerin “fayda maksimizasyonu”,

-siyasal partilerin “oy maksimizasyonu”,

-bürokrasinin “bütçe maksimizasyonu” ve

-çıkar ve baskı gruplarının “rant maksimizasyonu”, peşinde koşmaları “Maximand” ilkesi olarak adlandırılmaktadır.

-Kamu tercihi teorisinde, siyasal karar alma mekanizmasının esasen politik süreçte rol alan kimseler arasındaki bir “politik mübadele” olduğu görüşü hakimdir. İktisat biliminin temelini basit yapılı ve gönüllü mübadele oluşturmakta iken, politik tercihlerde süreç daha karmaşıktır ve zoraki mübadele söz konusudur.

Bunun iki sebebi vardır; bunlardan birincisi politik mübadele kurulu bir anayasal (ve yasal) düzen içinde gerçekleşmektedir. Bu anayasal iktisat teorisi alanı ile ilgilidir. İkincisi ise politik mübadele, bu yasal düzen içerisinde toplumun bütün üyelerini ilgilendiren bir süreç içerisinde gerçekleşir. Bu da, politik kurumlar teorisidir. Politik süreç ile piyasa sürecini farklı olarak ele almak anlamsızdır. Piyasaya alıcı, satıcı, üretici gibi fonksiyonlarla katılan bireylerin piyasada davranış şekillerini anlamaya çalışmak; kamu yönetimine katılan seçmen, siyasetçi ve bürokratların davranışlarını alıcı, satıcı ve üreticilerin davranışlarına dönüştürme gayretidir. Piyasa ekonomisinin kişinin bireysel çıkarları için davranacağı, kişisel çıkarların toplumun çıkarlarını toplam olarak artıracağı ve piyasanın aslında bir mübadele alanı olduğu düşüncelerinin kamu yönetiminde de bulunduğu savunulur. Buchanan'a göre “bireysel çıkarın mevcut olmaması halinde başkaca bir çıkar da söz konusu değildir”.

YORUM EKLE