Danıştay'dan genel müdürün görevden alınması ile ilgili karar

Danıştay'dan genel müdürün görevden alınması ile ilgili karar

Danıştay'dan genel müdürün görevden alınması ile ilgili karar

Danıştay'dan genel müdürün görevden alınması ile ilgili karar

Danıştay, bir bakanlıkta genel müdür olarak görev yapan personelin takdir yetkisine dayanılarak görevden alınmasınn mevzuata aykırılık teşkil ettiğine hükmetti. Kararda personelin, geçmiş hizmetleri değerlendirildiğinde, kariyer ve liyakat ilkelerine uygun olarak Genel Müdür olarak atandığı ve bu görev için yeterli donanıma sahip olduğu görülmekte olup; bu görevinden alınmasını gerektirecek şekilde hizmeti aksattığı veya başarısız olduğu ya da görevde kalmasında hizmetin yürütülmesi açısından sakınca olduğu yönünde hukuken geçerli somut bilgi ve belgeye dayanılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlılık görülmediği belirtildi.
 

Danıştay 2. Daire Başkanlığı 2020/2331 E. , 2021/3420 K.


"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
İKİNCİ DAİRE
Esas No : 2020/2331
Karar No : 2021/3420

DAVACI : ...

VEKİLİ : Av. …

DAVALI : …

VEKİLİ : Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü …

DAVANIN KONUSU : Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü olarak görev yapan davacının, bu görevinden alınmasına ilişkin 18/09/2020 günlü, 31248 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2020/424 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Görevden alınmasını gerektiren somut bir sebebin bulunmadığı, subjektif değer yargılarıyla işlem tesis edildiği, görev süresince başarılı projelerde etkin rol oynadığı ileri sürülmüştür.

DAVALININ SAVUNMASI : Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemine geçilmesiyle, yönetim sisteminde köklü değişiklikler yapıldığı, Anayasa'nın 104. maddesi ile üst kademe yöneticileri atama yetkisinin münhasıran Cumhurbaşkanına verildiği, bu anayasal yetkiyle Cumhurbaşkanına tam bir takdir yetkisi tanındığı, Cumhurbaşkanı tarafından, herhangi bir sınava ya da yeterlik ölçümüne tabi tutulmadan atanan kişilerin bu görevlerinden alınmasına ilişkin değerlendirmenin de tamamen yerindelik meselesi olduğu,


5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 30. maddesine eklenen fıkranın iptali istemiyle açılan bir davada norm denetimini yapan Anayasa Mahkemesince verilen 08/12/2015 günlü, E:2014/87, K:2015/112 sayılı kararda; "...Genel müdür yardımcısı, daire başkanı ve il müdürü kadroları idareci (yönetici) kadroları olup idarenin bu kadrolara bir kere atadığı kişileri meslek hayatları boyunca bu kadrolarda çalıştırma zorunluluğunun bulunmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu kadrolara atanan kişiler yönünden, bulundukları statülerden doğan, tahakkuk etmiş, kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklardan yahut bu durumun devam edeceği yönündeki haklı beklentiden söz edilemez. Bu nedenle, kamu yararı ve hizmetin gerekleri dikkate alınarak bu kişilerin idarecilik görevlerine son verilmesi ve kariyer meslek kadrolarından gelenlerin kendi kadrolarına, kariyer mesleklerden gelmeyenlerin ise bazı koşulları taşımak kaydıyla, geldiği kadrodan daha üst bir görev olan Sosyal Güvenlik Uzmanlığı kadrolarına atanmaları mümkün olup bunu düzenleyen kuralın kazanılmış hakları veya genel olarak hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır." gerekçeleriyle iptal talebinin reddedildiği,

Cumhurbaşkanının sahip olduğu takdir yetkisi kapsamında, davacının kazanılmış hakları korunarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Kariyer basamaklarını sırasıyla geçerek Genel Müdür kadrosuna atanan ve bu görevinde başarısız olduğuna yönelik herhangi bir somut sebep olmadığı gibi bu yönde bir iddia dahi bulunmayan davacının, bu görevinden alınmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuki isabet bulunmadığı ve işlemin iptali gerektiği düşünülmüştür.

DANIŞTAY SAVCISI : …

DÜŞÜNCESİ : Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü görevinde bulunan davacı bu görevden alınmasına ilişkin 18/09/2020 günlü, 31248 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 17/09/2020 günlü, 2020/424 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının iptalini istemektedir.
T.C. Anayasasının Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen (Değişik: 21/1/2017-6771/8 md.) 104. maddesinin 9. fıkrasında; ''Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.'' hükmü yer almıştır.
3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2/2 maddesinde, bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı kararıyla atama yapılacağı öngörülmüş olup; ''Genel Müdürler'' ekli (I) sayılı cetvelde yer almıştır.
Anılan Kararnamenin ''Görev süresi'' başlıklı 4. maddesinde; ''Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alanların görev süresi, atandıkları tarihte görevde bulunan Cumhurbaşkanının görev süresini geçemez. Cumhurbaşkanının görevi sona erdiğinde, bunların görevi de sona erer. Ancak bunlar, yerlerine atama yapılıncaya kadar görevlerine devam eder. Görev süreleri sona erenler, yeniden atanabilir. Bunlar, görev süreleri sona ermeden de Cumhurbaşkanınca görevden alınabilir.'' hükmüne yer verilmiştir.
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 35. maddesinde (Değişik dokuzuncu fıkra:18/6/2020-7247/18 md.) Kamu görevlileri arasından üst kademe kamu yöneticisi kadro, pozisyon ve görevlerine atananlardan; a) Ek göstergesi (6400) ve daha yüksek tespit edilen üst kademe kamu yöneticisi kadro, pozisyon ve görevlerinden alınanların veya görevleri sona erenlerin, Cumhurbaşkanlığına bağlı, ilgili, ilişkili kurum ve kuruluşlarda müşavir veya danışman kadro veya pozisyonlarına ya da bakanlıkların merkez teşkilatlarında bakanlık müşaviri unvanlı kadrolara atanacakları; (a) bendine göre atananlardan (a) bendindeki yönetici kadro, pozisyon veya görevlerinde kesintisiz olarak en az iki yıl fiilen görev yapmış olanların malî haklarının, atandıkları söz konusu kadro veya pozisyonlarda bulunmaları kaydıyla, atandıkları tarihi takip eden ay başından itibaren ikinci yılın sonuna kadar, fiili çalışmaya bağlı ödemeler hariç önceki görevine ait ödeme unsurları esas alınarak verilmeye devam edileceği öngörülmüştür.
Mühendis unvanına sahip olan davacının, şube müdürlüğü, daire başkanlığı, vekaleten genel müdür yardımcılığı yaptıktan sonra Genel Müdürlük görevine atanarak bu görevini yaklaşık altı yıl yürüttüğü anlaşılmakla birlikte; genel müdürlük görevinin (I) sayılı Cetvelde yer alması nedeniyle yukarıda belirtilen mevzuat hükümleriyle tanınan takdir yetkisi içinde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesince; davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hasım mevkînden çıkarılıp, davanın yalnızca Cumhurbaşkanlığı husumetiyle görülmesine karar verilerek, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY :
1990 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri bölümünden mezun olan davacı, 1997 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmen olarak memuriyete başlamıştır. 2000 yılında Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı bünyesine mühendis olarak atandıktan sonra 2006 yılında Çevre Orman Bakanlığında şube müdürü, 2012 yılında ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığında daire başkanı kadrosuna atanmıştır. Daire başkanı kadrosunda bulunduğu sürece, vekaleten Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı ve vekaleten Çevre Yönetimi Genel Müdürü olarak görev yapan davacı, 23/10/2014 tarihinde Çevre Yönetimi Genel Müdürü kadrosuna atanmış, yaklaşık 6 yıl bu kadroda görev yaptıktan sonra 18/09/2020 günlü dava konusu işlem ile görevden alınmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel niteliklerinden olan "hukuk devleti" ilkesi, vatandaşlarına hukuk güvenliğini sağlayan, idarenin hukuka bağlılığını amaç edinen, buna karşılık kamu gücünün sınırsız, ölçüsüz ve keyfi kullanılmasını önleyen en önemli unsurlardan biridir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 76. maddesinde; kurumların görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar dahilinde daha üst kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilecekleri hükme bağlanmıştır.

657 sayılı Kanun'un 3. maddesinde ise; "Sınıflandırma", "Kariyer" ve "Liyakat" ilkeleri bu kanunun temel ilkeleri olarak belirlenmiş; kariyer ilkesi, Devlet memurlarına yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanı sağlamak; liyakat ilkesi ise, Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmak olarak tanımlanmıştır.
Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Atama usulü" başlıklı 2. maddesinde; "(1) Anayasanın 104 üncü maddesine göre yürütme yetkisinin sahibi olan Cumhurbaşkanı, atamaya yetkili amirlere ait yetkileri haizdir.
(2) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı kararıyla, (II) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı onayı ile atama yapılır. Bu cetvellerde sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlere, ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılır. Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan bu yetkisini alt kademedeki yöneticilere devredebilir." hükmü, "Görev süresi" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alanların görev süresi, atandıkları tarihte görevde bulunan Cumhurbaşkanının görev süresini geçemez. Cumhurbaşkanının görevi sona erdiğinde, bunların görevi de sona erer. Ancak bunlar, yerlerine atama yapılıncaya kadar görevlerine devam eder. Görev süreleri sona erenler, yeniden atanabilir. Bunlar, görev süreleri sona ermeden de Cumhurbaşkanınca görevden alınabilir." hükmü yer almaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usûlü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar "iptal davası" olarak tanımlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun yukarıda yer verilen hükümlerinde açıkça görüldüğü üzere, yasa koyucu, Devlet memurluğunu bir meslek olarak kabul etmekte ve bunlara, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanı sağlanmasını, sınıflar içinde ilerleme ve yükselme işlemlerinin liyakat sistemine dayandırılmasını öngörmektedir. Bu iki ilkenin temelinde, objektif kurallar çerçevesinde işin ehline verilmesi ve hak etme kavramı yatmakta olup, kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde gerçekleştirilmesinin tek güvencesinin de, hizmetin yetişmiş, ehil kamu görevlilerince yerine getirilmesinden geçeceği tabiidir.
Kamu görevlilerinin hak, ödev ve sorumluluklarını belirleyen kurallardan oluşan memurluk statüsü, yasalarla düzenlenmiş ve bu düzenleniş; statü hukuku olarak adlandırılan bir hukuk alanının oluşmasına yol açmıştır. Bu alan, kendine özgü hukuksal argümanları yaratmıştır. Bu argümanlara; kariyer ve liyakat ilkeleri ve atama tasarrufunda takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlı biçimde kullanımının gerekliliği gibi kavramlar örnek olarak verilebilir.
Somut uyuşmazlıkta davalı idarenin savunma dilekçelerinde; 9 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa değişiklikleri ile Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçilerek yönetim ve hukuk sisteminde önemli değişiklikler yapıldığı, bu kapsamda Anayasa'nın 104. maddesi ile üst düzey kamu yöneticilerini atama ve görevlerine son verme noktasında Cumhurbaşkanına anayasal yetki tanındığı, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) sayılı cetvelde yer alan unvanlarda görev yapan kişilerin görevden alınmasına ilişkin olarak Cumhurbaşkanının takdir yetkisine sahip olduğu hususlarına değinilmiş ve Genel Müdür kadrosunun davacı için kazanılmış hak teşkil etmeyeceği iddia edilmiştir. Öte yandan davacının görevden alınmasının sebebine ilişkin olarak herhangi bir açıklama yapılmamıştır.
Öncelikle şu hususun önemle vurgulanması gerekmektedir:
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminin uygulamaya konulmasının ardından getirilen düzenlemeler ile önceki düzenlemelerden farklı olarak, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) sayılı cetvelde yer alan unvanlarda görev yapan kişilerin görev süreleri, Cumhurbaşkanının görev süresi ile sınırlandırılmış; ancak, bu kişiler hakkında görev süresi içinde yapılacak tasarruflara ilişkin olarak, farklı bir yargısal denetim yapılmasını gerektiren yasal bir değişiklik yapılmamıştır.
3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne ekli (I) sayılı cetvelde yer alan unvanlarda görev yapan kişilerin atanmaları ve görevden alınmalarında Cumhurbaşkanının tek başına takdir yetkisine sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, Cumhurbaşkanının sahip olduğu bu yetki mutlak ve sınırsız nitelikte olmayıp, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlıdır ve bu açılardan idari yargı denetimine tabidir. Aksine bir yorum, Cumhurbaşkanınca tesis edilen bu tür işlemlerin yargı denetiminin dışında bırakılması sonucunu doğuracak olup, bunun da, aksi Anayasa'da düzenlenmediği sürece, bir hukuk devletinde kabulü mümkün değildir.
Bu itibarla, idari yargı denetimine tabi tutulacağı hususunda kuşku bulunmayan dava konusu işlemin hukuki denetimine geçilmiştir.
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca bir idari işlemin, dava konusu edilmesi halinde işlemin diğer unsurları yanında sebep unsuru yönünden de yargı merciince hukuka uygunluk denetimine tabi tutulacağı açıktır.
Sebep unsuru, idari işlemin yapılmasını gerektiren, idareyi işlem tesis etmeye sevk eden maddi veya hukuki durumlardır. İdare hukukunda sebepsiz idari işlem olamaz. İdarenin tüm işlemleri, idari faaliyetlerin nihai amacı olan kamu yararını gerçekleştirmeye yönelen bir sebebe dayanmalıdır.
Bu anlamda, hakkında idari işlem tesis edilenlerce hukuka aykırılık iddialarının etkin bir biçimde ileri sürülebilmesi ve yargı mercii tarafından idari işlemin hukuki denetiminin gerçekleştirilebilmesi için idarece, tesis edilen işlemin maddi ve hukuki sebeplerinin açıkça ortaya konulması gerekmektedir.
Öte yandan, "idarenin sahip olduğu takdir yetkisi" bir idari işlemin sebebi olamaz. Takdir yetkisi; diğer unsurları ile birlikte sebep unsuruna da sahip bir işlemin tesis edilip edilmeyeceği noktasında idareye tercih hakkı tanıyan yetkidir. Kısacası, idarenin takdir yetkisinden söz edilmeden önce, idarenin "bu yetkiyi kullanmasının sebebi" açıklanmalıdır.
Bu itibarla, somut uyuşmazlıkta; davacının, geçmiş hizmetleri değerlendirildiğinde, kariyer ve liyakat ilkelerine uygun olarak Genel Müdür olarak atandığı ve bu görev için yeterli donanıma sahip olduğu görülmekte olup; bu görevinden alınmasını gerektirecek şekilde hizmeti aksattığı veya başarısız olduğu ya da görevde kalmasında hizmetin yürütülmesi açısından sakınca olduğu yönünde hukuken geçerli somut bilgi ve belgeye dayanılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü görevinden alınmasına ilişkin 18/09/2020 günlü, 31248 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2020/424 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının İPTALİNE;
2. Aşağıda dökümü yapılan …-TL yargılama gideri ile karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen …-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, posta ücretinden artan …-TL'nin kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine;
3. Kullanılmayan …-TL YD harcının davacıya iadesine;
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/10/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 128. maddesinde "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/12 md.) Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.
Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir." hükmü yer almıştır. Anayasa'nın bu maddesi uyarınca, "üst kademe yöneticilerinin" kanunla belirlenmesi, yetiştirilme usul ve esaslarının kanunla gösterilmesi gerekiği görülmektedir.
Diğer yandan, Anayasa'nın 104. (Değişik: 21/1/2017-6771/8 md.) maddesinde ise; Cumhurbaşkanı, "Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler." hükmüne yer verilmiştir.
Anılan, Anayasa maddesi dayanak alınarak, 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan; 3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde, "Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı kararıyla... atama yapılır.";
3. maddesinde, " Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere atanacaklarda aşağıdaki şartlar aranır:
a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan genel şartları taşımak.
b) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak.
c) Kamuda ve/veya sosyal güvenlik kurumlarına tabi olmak kaydıyla uluslararası kuruluşlar ile özel sektörde veya serbest olarak en az beş yıl çalışmış olmak.
";
4. maddesinde," Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alanların görev süresi, atandıkları tarihte görevde bulunan Cumhurbaşkanının görev süresini geçemez. Cumhurbaşkanının görevi sona erdiğinde, bunların görevi de sona erer. Ancak bunlar, yerlerine atama yapılıncaya kadar görevlerine devam eder. Görev süreleri sona erenler, yeniden atanabilir. Bunlar, görev süreleri sona ermeden de Cumhurbaşkanınca görevden alınabilir." düzenlemeleri yapılmıştır.
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Ek 35. maddesi ile de (Değişik dokuzuncu fıkra:18/6/2020-7247/18 md.) Kamu görevlileri arasından üst kademe kamu yöneticisi kadro, pozisyon ve görevlerine atananlardan; a) Ek göstergesi (6400) ve daha yüksek tespit edilen üst kademe kamu yöneticisi kadro, pozisyon ve görevlerinden alınanların veya görevleri sona erenlerin, Cumhurbaşkanlığına bağlı, ilgili, ilişkili kurum ve kuruluşlarda müşavir veya danışman kadro veya pozisyonlarına ya da bakanlıkların merkez teşkilatlarında bakanlık müşaviri unvanlı kadrolara atanacakları; (a) bendine göre atananlardan (a) bendindeki yönetici kadro, pozisyon veya görevlerinde kesintisiz olarak en az iki yıl fiilen görev yapmış olanların malî haklarının, atandıkları söz konusu kadro veya pozisyonlarda bulunmaları kaydıyla, atandıkları tarihi takip eden ay başından itibaren ikinci yılın sonuna kadar, fiili çalışmaya bağlı ödemeler hariç önceki görevine ait ödeme unsurları esas alınarak verilmeye devam edileceği öngörülmüştür.
Çevre Yönetimi Genel Müdürü kadrosuna, 23/10/2014 tarihinde atanmış olan davacının, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer verilen bu görevinden, 18/09/2020 günlü dava konusu kararla alındığı ve … tarihli, … sayılı Bakanlık oluru ile Bakanlık Müşaviri kadrosuna atandığı anlaşılmaktadır.
Davacının görevden alınması yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerine uygun bulunduğundan, davanın reddi gerektiği oyu ile Daire kararına katılmıyoruz.

Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2022, 10:28
YORUM EKLE