Anayasa Mahkemesi kararı muayenehanesi olan öğretim üyelerinin idari görev almasını nasıl etkileyecek?

Anayasa Mahkemesince verilen şekle ilişkin iptal kararı sonrasında kanun koyucu tarafından Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçe dikkate alınarak benzer yöndeki düzenlemenin Kanuna eklenmesi sonrasında Anayasa Mahkemesince bu kez, bu hükmün esasının incelenerek Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmadığına karar verildiği görüldüğünden; gelinen aşamada davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı hakkında.

T.C.

D A N I Ş T A Y

İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No : 2021/1828

Karar No : 2021/1630

EDEN (DAVALI) :................................................................................... Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. ...

TARAF (DAVACI) : ...

VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU :..........................İdare Mahkemesinin 14/04/2021 tarih ve E:2021/475, K2021/572 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava Konusu İstem: .......................................................................Üniversitesi Tıp Fakültesinde profesör olarak görev yapan davacının, ana bilim dalı başkanlığı seçimlerinde aday olmak amacıyla yaptığı başvurunun reddine ilişkin 14/12/2012 tarih ve 4439 sayılı işlemin iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: ...................................................................İdare Mahkemesinin 09/05/2013 tarih ve E:2013/8, K2013/459 sayılı kararıyla;

Anayasa'nın 153. maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 36. maddesine 08/08/2011 tarih ve 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile eklenen hüküm belirtilerek;

Anılan 40. madde ile aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin muhtelif maddelerinin iptali istemiyle açılan davada; Anayasa Mahkemesince, hükümlerin, Yetki Kanunu kapsamında olmadığı, bu nedenle Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptallerine karar verildiği, Anayasa'nın 158. maddesinin 3. fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinin 3. fıkrası gereğince bu maddelere ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği;

Anayasa’nın 153. maddesinde yer verilen, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralının, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların korunmasına yönelik olduğu, Anayasa'ya aykırı bulunduğu bilinen hükümler dikkate alınarak görülmekte olan davaların çözümlenmelerinin, Anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı olacağı;

Bu durumda, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanmış olan 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesine dayanılarak tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı;

Öte yandan, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesinin işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olduğu ileri sürülmüş ise de; iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğun doldurulması amacıyla Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe giriş tarihinin ertelenmesinin, anılan maddenin Anayasa Mahkemesi yargısal denetiminden geçerek hukuka aykırı bulunduğu gerçeğini değiştirmeyeceği anlaşıldığından, davalı idarenin bu iddiasına itibar edilmesine de olanak bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Daire Kararının Özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 09/04/2019 tarih ve E:2013/6775, K2019/2827 sayılı kararıyla;

Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan erteleme kararının sadece kanun koyucu için değil, idareler ve diğer kişiler için de geçerli olduğu; eğer aksi öngörülmüş olsaydı, bunun anılan Anayasa hükmünde açıkça belirtilmesi gerektiği; nitekim Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğünü ertelediği birçok kararında, erteleme gerekçesi olarak, iptal nedeniyle doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edici nitelikte olmasının gösterilmesinin de erteleme kararının sadece kanun koyucu için geçerli olmadığını desteklediği;

Anayasa Mahkemesinin bir kanun hükmünü Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle iptaline karar verip, anılan iptal kararının yürürlüğünü ertelediğinde, bu düzenlemeye dayalı olarak tesis edilen işlemlerin erteleme nedeniyle doğrudan hukuka aykırı hale gelmeyeceğinden, benzer durumlarda ilgili Danıştay Dairesi ve mahkemelerce, uyuşmazlığın çözümünde davanın hangi tarihte açıldığının, ilgili Kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince ne zaman iptal edildiğinin, bu kararın hangi tarihli Resmî Gazete'de yayımlandığının, iptal kararının yürürlüğünün ertelenip ertelenmediğinin ve bunun süresinin, erteleme süresi içerisinde veya sonrasında iptal kararının gerekçeleri doğrultusunda yeni bir düzenleme yapılıp yapılmadığının mutlak suretle dikkate alınması gerektiği;

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 36. maddesine, 08/08/2011 tarih ve 650 sayılı Kanunun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesiyle eklenen fıkranın yetki kanunu kapsamında olmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin 18/07/2012 tarih ve E:2011/113, K:2012/108 sayılı kararıyla iptaline karar verildiği; anılan karar 01/01/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmakla birlikte iptal kararı nedeniyle doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte olduğu görüldüğünden, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yani 01/07/2013 tarihinde yürürlüğe girmesinin uygun görüldüğü;

Uyuşmazlıkta, dava konusu işleme dayanak teşkil eden 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile 2547 sayılı Kanun'un 36. maddesine eklenen hükmün, Anayasa Mahkemesince iptal tarihi olan 18/07/2012 ile iptal kararının yürürlüğe giriş tarihi olan 01/07/2013 tarihleri arasında çıkan ve/veya karara bağlanacak olan uyuşmazlıkların hukuki denetimine etkisinin açıklığa kavuşturulması gerektiği;

Anayasa'nın 158. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinde yer alan; Anayasa Mahkemesi kararlarının yargı mercileri dahil herkesi bağlayacağına ilişkin kural dikkate alındığında; Anayasa Mahkemesinin 18/07/2012 tarih ve E:2011/113, K:2012/108 sayılı kararıyla iptal edilen hükmün, iptal kararının yürürlüğe girdiği tarih olan 01/07/2013 tarihine kadar yürürlükte olduğu ve hukuk aleminde sonuç doğurduğunun anlaşıldığı;

Bu durumda;......................................................................Tıp Fakültesinde profesör olarak görev yapan davacının, ana bilim dalı başkanlığı seçimlerinde aday olmak amacıyla yaptığı 13/12/2012 tarihli başvurusunun, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi gereği mesai saatleri dışında mesleklerini serbest icra eden öğretim üyelerinin ana bilim dalı başkanı olamayacağı gerekçesiyle reddine ilişkin 14/12/2012 tarih ve 4439 sayılı dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesinin 18/07/2012 tarihli kararı yürürlüğe girmediğinden, anılan 40. maddeye uygun olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak .....................................................................İdare Mahkemesinin 09/05/2013 tarih ve E:2013/8, K2013/459 sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Israr Kararının Özeti: .......................................İdare Mahkemesinin 14/04/2021 tarih ve E:2021/475, K2021/572 sayılı kararıyla; dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, Anayasa Mahkemesince bir hükmün iptaline karar verilmesinin o hükme dayanılarak tesis edilen işlemleri doğrudan hukuka aykırı hale getirmeyeceği, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesinin iptaline karar verilmiş ise de iptal kararının yürürlüğünün ertelendiği, dava konusu işlemin de henüz iptal kararı yürürlüğe girmeden, anılan 40. madde hukuken ayakta iken tesis edildiği, bu haliyle dayanağı üst hukuk normuna uygun olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından, İdare Mahkemesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ AYYÜCE OKUMUŞ'UN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile .............................................................................İdare Mahkemesi ısrar kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY:

............................................................Tıp Fakültesi ................................................................. Ana Bilim Dalında profesör öğretim üyesi olarak görev yapan davacı, aynı zamanda muayenehane açmak suretiyle mesai saatleri dışında serbest meslek icra etmektedir.

06/04/2011 tarih ve 6223 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak, 26/08/2011 tarih ve 28037 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 650 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 36. maddesine bir fıkra eklenmiş; anılan fıkrada; yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde çalışan öğretim üyelerinin rektör, dekan, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olamayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Hem iptal davası hem itiraz yoluyla 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin anılan 40. maddesi de dahil olmak üzere muhtelif maddelerinin iptali istenmiş, Anayasa Mahkemesinin 18/07/2012 tarih ve E:2011/113, K2012/108 sayılı kararıyla;

6223 sayılı Kanun'un kapsamına giren iki konu açısından değerlendirildiğinde çeşitli kamu kurumlarında çalışan tabip, diş tabibi ve uzman tabip gibi kamu görevlilerinin ikinci işte çalışma yasağına ilişkin kuralların kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi ile bir ilgisinin bulunmadığı açıktır. Diğer taraftan çeşitli kamu kurumlarında çalışan tabip, diş tabibi ve uzman tabip gibi kamu görevlilerinin ikinci işte çalışma yasağına ilişkin kurallar kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin bir düzenleme olarak da nitelendirilemez.

... " gerekçesiyle Kanun Hükmünde Kararname'nin 36, 37, 38, 39, 40 ve 41. maddelerinin Yetki Kanunu kapsamında olmadığına ve iptallerine karar verilmiş;

"...650 sayılı...Kanun Hükmünde Kararname'nin...40... maddelerinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu maddelere ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür." gerekçesiyle de kararın yürürlüğü ertelenmiştir.

Davacı tarafından, 13/12/2012 tarihinde, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi hakkında Anayasa Mahkemesince iptal kararı verildiği, bu nedenle hükmün herhangi bir geçerliliğinin kalmadığı, 17/12/2012 tarihinde yapılacak olan ana bilim dalı başkanlığı seçiminde aday olmak istendiği belirtilerek başvuruda bulunulmuştur.

.................................................................................. Rektörlüğü Tıp Fakültesi Dekanlığının 14/12/2012 tarih ve 4439 sayılı işlemi ile anılan hüküm iptal edilmiş ise de Anayasa Mahkemesine iptal kararının yürürlüğünün ertelendiği, bu nedenle 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesinin halen yürürlükte bulunduğu, buna göre mesai dışında mesleklerini icra eden öğretim üyelerinin ana bilim dalı başkanı olmasının mümkün bulunmadığından bahisle davacının talebi reddedilmiştir.

Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin, yukarıda özetine yer verilen 18/07/2012 tarih ve E:2011/113, K:2012/108 sayılı kararı, 01/01/2013 tarih ve 28515 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasa'nın, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan, "Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinde;

Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.

İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.

İptal kararları geriye yürümez.

Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. " hükmüne,

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan, "Mahkeme kararları" başlıklı 66. maddesinde ise;

"(1) Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

İptal kararları geriye yürümez.

Mahkemece iptaline karar verilen kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü veya bunların belirli madde veya hükümleri, iptal kararının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Mahkeme gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabilir.

... " hükmüne yer verilmiştir.

Diğer yandan, dava konusu işlemin dayanağı olan, 06/04/2011 tarih ve 6223 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak, 26/08/2011 tarih ve 28037 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 650 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 36. maddesine aşağıdaki 6. fıkra eklenmiştir:

Üniversitede toplantılara katılmayan üyeler ne ceza alır Üniversitede toplantılara katılmayan üyeler ne ceza alır

“Yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim elemanları, kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28’inci maddesi hükmüne tâbidir. Ancak öğretim üyeleri, yükseköğretim kurumlarında yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak ve döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen hizmetlerde çalışmamak kaydıyla mesai saatleri dışında yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde meslekî faaliyette bulunabilir ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebilir. Yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde çalışan öğretim üyelerine 58’inci madde ile 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3’üncü maddesi uyarınca ek ödeme yapılmaz; bunlar rektör, dekan, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olamaz.”

Anılan hükmün Anayasa Mahkemesince iptali sonrasında 2547 sayılı Kanun'un 36. maddesinin 6. fıkrası, 02/01/2014 tarih ve 6514 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 11. maddesi ile yeniden düzenlenmiş ve anılan fıkrada, sözleşmeli öğretim üyesi olarak istihdam edilmeye ilişkin kurallar getirilmiştir.

6514 sayılı Kanun ile 36. maddeye 7. fıkra eklenmiş ve burada tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanlarının, kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 28. maddesi hükmüne tabi olduğu, ancak bunlardan profesör ve doçent kadrosunda olanların, mesai dışında özel hastaneler veya vakıf üniversitesi hastanelerinde çalıştırılabileceği kurala bağlanmış ve bu fıkra kapsamında çalıştırılan öğretim üyelerinin 6. fıkrada sayılan idari görevlerde bulunamayacakları kuralına yer verilmiştir.

Yukarıda aktarılan 2547 sayılı Kanun'un 36. maddesinin 6 ve 7. fıkralarının iptali istemi ise Anayasa Mahkemesinin 19/06/2015 tarih ve 29391 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 07/11/2014 tarih ve E:2014/61,

K:2014/166 sayılı kararı ile reddedilmiş, hükümlerde Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; davacının mesai saatleri dışında muayenehanesinde serbest meslek icra ettiği, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesi ile mesai saatleri dışında serbest meslek icra eden öğretim üyelerinin ana bilim dalı başkanlığı olamayacaklarına ilişkin hükmün, Yetki Kanunu'na aykırılık nedeniyle Anayasa Mahkemesinin 18/07/2012 tarih ve E:2011/113, K:2012/108 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, davacı tarafından davalı idareye ana bilim dalı başkanlığı için başvuru yapıldığı tarihte Mahkemece iptal kararı verilmiş ise de henüz bu kararın yürürlüğe girmediği, diğer yandan Mahkemenin iptal kararının gerekçesi dikkate alınarak bu kez kanun hükmünde kararname değil kanun ile 2547 sayılı Kanun'a hükümler eklendiği, nitekim anılan Kanun'un 36. maddesine 6514 sayılı Kanun ile eklenen 7. fıkrada; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 28. maddesine atıfla, muayenehane açmak suretiyle serbest meslek icra edilmesinin yasaklandığı ve bu hükmün de Anayasa'ya aykırı olmadığının 07/11/2014 tarih ve E:2014/61, K:2014/166 sayılı kararla tespit edildiği anlaşılmaktadır.

Aktarılan bu süreç itibarıyla Anayasa Mahkemesi kararlarının muhteviyatı, sonuç ve etkileri, geriye yürümesi ve söz konusu kararlardan önce yürürlükte olan Anayasa'ya aykırı kural döneminde tesis edilen işlemlere karşı açılan ve halen görülmekte olan davaların Anayasa Mahkemesi kararlarından ve bu kararlar uyarınca yapılan yeni yasal düzenlemelerden ne şekilde etkileneceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da belirli hükümlerinin Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği bilindiği halde eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez. Aksine durum ise, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğu yönündeki hükme aykırılık oluşturur.

Ayrıca, Anayasa'nın 152. maddesinin 3. fıkrasında;

"...Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." kuralına yer verilmiştir. Bu hükmün getiriliş amacı ve ruhu Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, itiraz yoluna başvurulmasını isteyen kişi ya da kişiler tarafından açılan davaların yanı sıra, iptal edilen hüküm ya da hükümler esas alınarak hakkında uygulama yapılmış olan kişiler tarafından açılan ve görülmekte olan davalarda da dikkate alınmasını gerektirmektedir.

Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin açmış olduğu davalarda da; hak veya menfaat ihlaline neden olan kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde, iptal hükmünün uyuşmazlık yönünden değerlendirilmesi gerekeceği açıktır.

Öte yandan, yargı kararları yalnızca hüküm fıkrası ile anlam ifade etmemekte olup, gerekçeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Gerekçenin bir nevi, mahkemece tespit edilen maddi olgular ile hüküm fıkrası arasında bir köprü olduğu söylenebilir. Bu anlamda iptal ya da yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararların, gerekçesi ile birlikte dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Zira, Anayasa'nın 141. maddesinin 3. fıkrasında da; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilmek suretiyle bu konuya verilen öneme dikkat çekilmiştir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanan yasal düzenlemeye dayanılarak tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi açısından da önem arz etmektedir.

Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı açıkça hükme bağlanmıştır.

Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, Anayasa Mahkemesinin karar gerekçelerinin de, hüküm fıkrasıyla bir bütün oluşturmasından dolayı bağlayıcı olduğu söylenebilir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de yerleşik içtihat haline gelen birçok kararında gerekçelerinin bağlayıcı olduğunu belirtmiştir (Örneğin; AYM Kararı: E:1988/11, K:1988/11, T:24/05/1988 ve E:2011/60, K:2011/147, T:27/10/2011).

Dava konusu uyuşmazlık özelinde; davacının, davalı idareye başvurduğu tarihte mesai saatleri dışında serbest meslek icra eden öğretim üyelerinin bazı idari görevlerde bulunamayacağına ilişkin 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 40. maddesinin iptali hakkında Anayasa Mahkemesince iptal kararı verilmiş ise de; Mahkemenin 18/07/2012 tarih ve E:2011/113, K:2012/108 sayılı kararında, bu yasaklama iradesinin esasına ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, bir diğer anlatımla esası yönünden hukuka aykırı olduğuna ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği, yalnızca hükmün Yetki Kanunu'na aykırı bulunduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiği; bu haliyle kararın esasa değil şekle ilişkin olduğu; kanun koyucu tarafından Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçe dikkate alınarak benzer yöndeki düzenlemenin 6514 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanun'a eklendiği ve Anayasa Mahkemesince bu kez, bu hükmün esasının incelendiği ve belli idari görevlerden yasaklama iradesinde Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmadığına karar verildiği görüldüğünden; gelinen aşamada davacı hakkında tesis edilen muayenehane faaliyetinde bulunması nedeniyle ana bilim dalı başkanı olamayacağı yönündeki işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;

Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin ....................................................... İdare Mahkemesinin temyize konu 14/04/2021 tarih ve E:2021/475, K2021/572 sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,

Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine,

Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/10/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 14/04/2021 tarih ve E:2021/475, K:2021/572 sayılı ısrar kararının, usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.