Babadan dolayı alınan ölüm aylığının eşten dolayı da ölüm aylığı alınması sebebiyle iptali

Babadan dolayı alınan ölüm aylığının eşten dolayı da ölüm aylığı alınması sebebiyle iptali

Babadan dolayı alınan ölüm aylığının eşten dolayı da ölüm aylığı alınması sebebiyle iptali

Babadan Dolayı Alınan Ölüm Aylığının Eşten Dolayı da Ölüm Aylığı Bağlandığı için İptal Edilmesi ve Geriye Dönük Borçlandırma Yapılması Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edilmesi

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 21/4/2021 tarihinde, Leyla Yücel (B. No: 2017/31861) başvurusunda, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) talep üzerine başvurucuya, 2007 yılında vefat eden eşinden dolayı 506 sayılı Kanun hükümlerine göre ölüm aylığı ve 1479 sayılı Kanun hükümleri kapsamında 1/1/2010 tarihinden itibaren babasından dolayı ölüm aylığı bağlamıştır. SGK 17/4/2014 tarihinde başvurucunun babasından dolayı almakta olduğu ölüm aylığının hatalı olarak bağlandığı gerekçesiyle aylık bağlanmasına ilişkin işlemi iptal etmiş ve 6/8/2014 tarihinde, yapılan yersiz ödeme toplamı olan 25.978,21 TL'nin geri ödenmesi isteminde bulunmuştur.

Başvurucunun itirazını kabul etmeyen SGK, başvurucuya yersiz olarak ödendiği ileri sürülen 25.194,34 TL'nin yasal faizi ile birlikte iade edilmesi istemiyle İş Mahkemesinde (Mahkeme) başvurucu aleyhine dava açmıştır. Mahkeme davayı reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi 12/4/2017 tarihinde SGK’nın istinaf başvurusunu faiz talebi yönünden reddetmiş; ödenen bedeller yönünden ise kabul ederek alacağın başvurucudan tahsiline kesin olarak karar vermiştir.

İddialar

Başvurucu, babasından dolayı bağlanan ölüm aylığının eşinden dolayı da ölüm aylığı aldığı gerekçesiyle ödenmeye başlandığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve geriye dönük borçlandırma işlemi yapılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Somut olayda SGK, yapılan ödemelerin faizsiz olarak iki yıl içinde iadesini başvurucudan istemiş ve bu bedellerin tahsili istemiyle dava açmıştır. Mahkeme davayı reddetmiş ancak Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun babasının ölüm tarihinde yürürlükte bulunan 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak şartını sağlamadığı, 2/8/2003 tarihinde yürürlüğe giren yasal değişiklik sonrasında ise bu şartı sağlasa bile bu defa da aynı Kanun'un 46. maddesinin ikinci fıkrası gereği başvurucuya çift aylık bağlanamayacağı gerekçesiyle davayı kabul etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin gerekçesinin Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin eski tarihli içtihadına uygun olduğu anlaşılmaktadır. Ancak süreç içinde ilgili Dairenin önceki içtihadını başvurucu lehine değiştirdiği ve Yargıtay 21. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından da başından beri ilgili Dairece benimsenen yorumun aksi yönde tespitlere yer verildiği görülmüştür.

Aksi yöndeki bu görüşe göre 1479 sayılı Kanun'a eklenen 46. maddenin ikinci fıkrası hükmü farklı kanunlara tabi olarak iki ayrı ölüm aylığı bağlanmasına engel olmayıp sadece hem eşten hem ana veya babadan ölüm aylığına hak kazanılması hâlinde uygulanabilir. Dolayısıyla başvurucu açısından babasından dolayı ölüm aylığına hak kazanması için aranan tek şartın sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama ve bu kapsamdaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama olduğu vurgulanmıştır.

2007 yılında vefat eden eşinden dolayı 506 sayılı Kanun hükümlerine göre ölüm aylığı bağlanan başvurucunun 1995 yılında vefat eden babasından dolayı ikinci kez ölüm aylığını hak edip edemeyeceği hususunda 1479 sayılı Kanun'da yer verilen hükümler uygulayıcı durumundaki SGK ve yargı mercilerince farklı yorumlanmıştır. Ayrıca SGK 2/9/2017 tarihli genel yazısı ile önceki uygulamasının tam aksi yönde işlem yapmıştır.

Ölüm aylığı bağlanması şartlarına dair 1479 sayılı Kanun'un 45. ve 46. maddelerine ilişkin iki farklı yorumun yürürlükte bulunması ve bu yorumlardan birine geçerlilik sağlayacak şekilde içtihadın birleştirilememesi hukuk kurallarının muhataplarının davranışlarına yön verme kapasitesini zayıflatmıştır. Bu nedenlerle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin belirlilik ve öngörülebilirlik kriterlerini taşıyan bir kanuna dayanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

YORUM EKLE