Ambulans şoförünün kaza yapıp taksirle yaralama suçu işlemesi 4483'e mi tabi?

Ambulans şoförünün kaza yapıp taksirle yaralama suçu işlemesi 4483'e mi tabi? Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/120 E., 2014/291 K. sayılı kararı

Ambulans şoförünün kaza yapıp taksirle yaralama suçu işlemesi 4483'e mi tabi?

Ambulans şoförünün kaza yapıp taksirle yaralama suçu işlemesi 4483'e mi tabi?

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Devlet Hastanesinde ambulans şoförü olarak çalışmakta olan sanık hakkında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.05.2014 tarih ve 2014/120 Esas 2014/291 Karar sayılı ilamında da kabul edildiği üzere 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni alınması gerekmediğine hükmetti. 

12. Ceza Dairesi 2017/794 E. , 2018/10679 K.
"İçtihat Metni"

Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : TCK'nın 89/4, 62/1, 50/4-1-a, 52/1-2-4, 53/6 maddeleri gereğince mahkumiyet

Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Suç tarihinde... Devlet Hastanesinde ambulans şoförü olarak çalışmakta olan sanık hakkında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.05.2014 tarih ve 2014/120 Esas 2014/291 Karar sayılı ilamında da kabul edildiği üzere 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni alınması gerekmediğinden tebliğnamedeki bu konuda bozma talep eden görüşe iştirak edilmemiştir.


Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın kusur durumuna ve sair nedenlere ilişkin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine ancak;


Ambulans şoförü olan sanığın, başka bir hastaneye hasta bırakmasının ardından çağrı üzerine yeniden hasta almak için görevli bulunduğu Devlet hastanesine tepe lambası yanık şekilde ancak içerisinde hasta bulunmadan, geceleyin şehir içinde çift yönlü sokaktan, seyri sırasında kaza mahalli olan dört yönlü kontrolsüz kavşağa gelip, bölünmüş yola sola dönerek geçiş önceliğine riayet etmeden kontrolsüz biçimde çıkmak isterken bölünmüş yolun sağ tarafındaki trafik nedeniyle orta refüj bölümünde durakladığı sırada solundan sol şerit üzerinden seyir halinde bulunan seyir yönünü kestiği katılan idaresindeki aracın ambulansın sol arka teker kısmına çarpması neticesinde birisi 3. derece kırık, yüzde sabit iz kalacak biçimde diğeri ise 2. derece kırık olmak üzere 2 kişinin yaralandığı olayda, sanığın asli kusurlu kabul edilerek alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmasında isabet bulunmakla birlikte, temel ceza belirlenirken alt ve üst sınır arasında kusur durumu, meydana gelen netice ile hak ve nesafet kurallarına göre uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden teşditin derecesinde yanılgıya düşülerek temel cezanın üst sınıra yakın biçimde tayini,


Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA 13/11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/120 E., 2014/291 K. sayılı kararı aşağıda yer almaktadır

Ceza Genel Kurulu         2014/120 E.  ,  2014/291 K.

"İçtihat Metni"

Mahkemesi : ISPARTA 1. Sulh Ceza

Günü : 30.11.2010

Sayısı : 373–1215



Taksirle yaralamaya neden olma suçundan sanık Ş.. D..'ın 5237 sayılı TCK’nun 89/1, 89/2-b, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 2.240 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Isparta 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 30.11.2010 gün 373–1215 sayılı hüküm sanık tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 02.05.2009 gün ve 26516–12141 sayı ile onanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.12.2013 gün ve 71613 sayı ile;

“Yargıtay 12. Ceza Dairesi ile Başsavcılığımız arasında, ambulans şoförlerinin memur veya kamu görevlisi olup olmadıkları hususunda bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.

Başsavcılığımız ile Yargıtay 12. Ceza Dairesi arasındaki görüş ayrılığı, genelde, memur veya kamu görevlilerinin gerçekleştirdiği araç kullanma, temizlik yapma, evrak taşıma vb. hizmetlerin, özelde de, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Atabey Sağlık Ocağı'nda ambulans şoförlüğü yapma şeklinde gerçekleşen hizmetin Devletin genel idare esaslarına göre yürüttüğü asli kamu hizmeti olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceği ve dolayısı ile ceza sisteminde kamu görevlisi kabul edilen bir kişinin 4483 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Kısacası, 4483 sayılı Kanun nedeniyle haklarında soruşturma izni alınacak kişilerle ilgili olarak, bu kişilerin memur veya kamu görevlisi olup olmadıklarına bakmadan, sadece yaptıkları işin niteliğine ve hizmet zincirindeki konumlarına göre subjektif değerlendirmelerle Devletin asli hizmetini yerine getirip getirmedikleri hususunda bir kıstas getirmek mümkün müdür, yoksa kamu görevlisi veya memur olmalarında kuşku bulunmayan kişiler açısından, yaptıkları işin niteliğinden ziyade, Devletin asli hizmeti kapsamında olup olmadığına ve suçun 'görev sebebiyle' işlenip işlenmediğine mi bakılacaktır? Bunun sonucu olarak da, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki bir sağlık ocağında ambulans şoförü olarak çalışan bir kişinin hasta nakli sırasında ifa ettiği hizmetin Devletin asli hizmetleri kapsamında kalıp kalmayacağının izahı gerekecektir.

Konuya ilişkin mevzuata bakacak olursak;

Anayasa’nın 128. maddesinde, doğrudan memur ve kamu görevlisi tanımı verilmemekte, onlara gördürülecek iş belirlenmektedir. Bir başka deyişle, Anayasa’nın 128. maddesine göre Devletin, KİT’lerin ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler memur ve diğer kamu görevlisi statüsündeki kişilere gördürülebilecektir. Dolayısıyla, memur ve kamu görevlisinin kim olduğunun belirlenmesi, öncelikle 'genel idare esaslarına' göre yürütülen kamu hizmetleri ile 'asli ve sürekli' görevlerin açıklanmasını gerektirmektedir. Dosyadaki sorunun çözümü için 'kamu görevlisi', 'genel idare esasları' ve 'kamu hizmeti' kavramlarını izah etmek ve ambulans şoförlerinin kamusal faaliyetin yürütülmesine hangi yolla ve ne şekilde katıldıklarını anlatmakta fayda görülmüştür.

1- Kamu Hizmeti

Kamu hizmeti, geniş tanımıyla, devlet ya da diğer kamu tüzelkişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri altında, ortak gereksinimleri karşılamak ve kamu yararını sağlamak için topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinliklerdir.

Kamu hizmetlerinin büyük çoğunluğu sürekli faaliyetlerdir. Ancak, kamu hizmetinin niteliği ilgili hizmetin süresine değil, onun kamu ihtiyacına cevap vermesine bağlıdır. Bu husus kamu hizmetlerinin toplumsal değişikliklere paralel olarak değişmesini gerektirir, bu ise bazı kamu hizmetlerinin süreli veya geçici nitelikte olması sonucunu doğurur.

2- Genel İdare Esasları

'Genel İdare Esasları' idare hukukuna göre, 'Devlet İdaresi' veya 'Merkezi İdare'nin bağlı olduğu kural ve yöntemlerin yanı sıra, özel kesimde veya özel hukuk kurallarına göre uygulanan kural ve usullerin karşısında bir kamusal yönetim biçimini anlatmaktadır.

Gerek 1982 Anayasasının 128. maddesi, gerekse 657 sayılı Kanunun 4. maddesinde özellikle kamu görevlilerinin statüsünü belirlemek için kullanılan 'genel idare esasları' kamusal yönetim biçimini anlatmaktadır. Zira, 'genel idare esasları' yalnızca 'Devlet idaresi' veya 'merkezi idare' deyimleri ile de anlatılan 'genel idare'nin bağlı olduğu kuralları ve usulleri anlatmamakta, özel kesimde uygulanan kural ve usullerin karşısında 'kamusal yönetim biçimi'ni anlatmaktadır. Esasen genel idare esaslarına göre yürütülecek kamu hizmetlerinin Devlet, KİT’ler ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yerine getirileceğinin belirtilmesi de bu yönetim biçiminin tüm kamu kesimi için geçerli bir idare usulü olduğunu kanıtlamaktadır.

'Genel idare esasları' aslında 'kamu hukuki rejimi'ni anlatmaktadır. Nitekim bu tür hizmetleri yürüten personelin büyük bölümü (memur ve sözleşmeliler) kamu görevlisi, malları kamu malı sayılmakta; işlemlerinin bir bölümü de idarî işlem niteliğinde kabul edilmektedir.

3- Asli ve Sürekli Görevler

Ceza hukuku uygulamasında ve idare hukukundaki genel kabul görmüş nazariyelere göre Devletin asli fonksiyonları 'kamu görevi', tali, tamamlayıcı ve yardımcı nitelikteki fonksiyonları 'kamu hizmeti' olarak tanımlanmakta; 'kamu görevi' yapanlar 'memur' ve 'diğer kamu görevlisi' olarak; kamu hizmeti yapanlar 'amme hizmetiyle muvazzaf olanlar' ya da 'müstahdem' olarak adlandırılmaktadır. Dolayısıyla 'asli ve sürekli görev' kavramının öncelikle, ceza hukuku ve idare hukuku terminolojisindeki 'kamu görevi' olarak anlaşılması gerekmektedir.

1982 Anayasası ile yeni bir anlam kazanan kamu görevlileri deyimi kamu hukukuna göre çalıştırılan görevliler anlamına geldiğinden, 'kamu görevi' de kamu hukukuna göre verilen görevler olup kamu kesiminde de olsa, özel hukuk alanındaki İş Kanunu veya özel hizmet akitleri uyarınca verilen görevler 'kamu görevi' sayılmamaktadır. Bunların dışında, görevin 'asli ve sürekli' niteliği o görevin bir kadroya bağlı olması gereğini de ortaya çıkarmaktadır.

İdarenin asli ve sürekli görevleri ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülür. Hukukumuza göre, bu gibi görevlerin yürütülmesi, özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılan işçilere verilemez. Asli ve sürekli hizmetleri yürütecek olan memur ve kamu görevlilerin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri yasa ile düzenleneceğine göre, burada sözkonusu olan memur ve diğer kamu görevlileri işçiler olamaz. Çünkü burada idare ile memur ve diğer kamu görevlileri arasındaki ilişki yasal bir ilişkidir. Kamu hukukuna göre düzenlenmiştir. Burada 'statüter' bir durum söz konusudur.

4- 4483 sayılı Kanun'un kapsamı

4483 sayılı Kanun'un 1. ve 2. maddeleri kanunun amaç ve kapsamını belirlemektedir. Bu maddeler Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat kapsamında yer alan 'görev sebebiyle' ve 'görev sırasında' işlenen suçlardan yalnızca 'görev sebebiyle' işlenen suçları kanun kapsamına almış, 'görev sırasında' işlenen suçlar ise kapsam dışına çıkartılmıştır. Böylece görev sırasında görev sebebi dışında bir nedenle işlenen suçların genel hükümlere tabi olması sağlanmıştır.

Görev sebebiyle işlenen suçlar memuriyet görevinin ifası nedeniyle işlenen suçları içermektedir. Suçun memuriyet görevinden doğmuş sayılması için memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile kişinin görevi arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın genel idare esaslarına göre atanması sebebiyle, kamu hukuku yükümlülüğü altına girdiği, bu nedenle 5237 sayılı TCK'nun 6/c maddesi uyarınca kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş bir siyasal kararla, bir kamu hizmetinin yürütülmesine 'genel idare esaslarına göre' iştirakinin söz konusu olması itibariyle, 5237 sayılı TCK uygulamasında 'kamu görevlisi' olduğunda bir duraksama bulunmamaktadır.

Sağlık Bakanlığı'nın gerek merkez, gerekse taşra teşkilatında ambulans şoförlüğü yapma şeklinde sunulan hizmetler, birinci basamak acil yardım ve tedavi sağlık hizmetleridir. Sağlık Bakanlığı’nın, acil yardım şeklindeki hizmetlerini, ambulans şoförünün de dahil olduğu personel eliyle yürütmesi, bu hizmetlerin niteliği itibariyle süreklilik arzetmesi, kişilerin sağlığı yönünden vazgeçilmez, ertelenemez ve ikame edilemez hizmetler olması, ambulans şoförlerinin bu hizmetleri belirli bir eğitimden geçerek, kapsamlı ve devamlı olarak, tam gün çalışma esasına göre sunmaları, bu hizmetlerin ücretsiz olarak verilmesi, bir başka kişinin ambulans şoförlüğü hizmetini üstlenmesinin mümkün bulunmaması ve sadece ambulans şoförlüğü kadrosunda çalışan ve bu konuda eğitimini tamamlamış kişilerce yerine getiriliyor olması, birinci basamakta gerçekleştirilmesi gereken her türlü hasta nakil işlerinin bu kişilerce yerine getirilmesi, bu hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında düzenlenen tüm kayıt, evrak ve belgelerin resmi kayıt ve evrak niteliğinde olması, ambulans şoförlerinin mevzuat ve genel idare esaslarına göre hizmet görme ve diğer konularda, Bakanlık, ilgili mülki idare ve sağlık idaresinin denetimine tabi olması, genel idare esaslarına göre atanması, 'görev sebebiyle' işledikleri veya kendilerine karşı işlenen suçlarda Devlet memuru gibi kabul edilmeleri gözetildiğinde, Sağlık Bakanlığı'nın merkez veya taşra teşkilatlarında görev yapan ambulans şoförlerince sunulan hasta nakil hizmetlerinin, Devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler olduğu açıktır.

O halde kamu görevlisi olan sanığın, görevi sebebiyle işlediği ve 5271 sayılı CMK'nın 2/1-j maddesinde tanımı yapılan suçüstü hali olarak kabulünde olanak bulunmayan inceleme konusu eyleminden dolayı yargılanabilmesi için 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ilgili merciden izin alınması zorunludur.

Sonuç olarak; 'Atabey Sağlık Ocağı ambulans şoförü olarak çalışmakta olduğunu beyan eden sanığın, idaresindeki ambulansla bir hastayı hastaneye sevk etmekteyken meydana gelen olayda, sanığın kamu görevlisi statüsünde olup olmadığı araştırılarak, sonucuna göre, 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınması gerektiği değerlendirilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması' gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekirken hükmün onanmasına karar verilmesi hukuka uygun bulunmamıştır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 31.12.2013 gün ve 28892–31316 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu'nca çözülmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihinde sağlık ocağında ambulans şoförü olarak çalışmakta olan sanığın, idaresindeki ambulansla bir hastayı hastaneye sevk etmekteyken meydana gelen kaza ile ilgili olarak yargılanabilmesi için, 4483 sayılı Kanunun 2. maddesine göre izin alınmasının gerekip gerekmediği, bu bağlamda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Katılan M.. E..'in aracı ile Isparta ili Anadolu Mahallesi 142. Caddede seyir halinde iken Kolçelik Kavşağına geldiği sırada, kendisi için yanan yeşil ışıkta, sanık Ş.. D..'ın ise yönetimindeki ambulans ile kırmızı ışıkta geçtiği sırada çarpışmaları sonucu, katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve vücudunda 2. derecede kırık oluşacak şekilde yaralandığı,

Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesinin 09.09.2009 tarihli raporunda, otomobil sürücüsü katılan M.. E..'in 1. derece, ambulans sürücüsü Ş.. D..'ın ise 2. derecede kusurlu olduğu bilgilerine yer verildiği,

Sanık hakkında düzenlenen sosyal ve ekonomik araştırma tutanağında, Atabey Sağlık Ocağında ambulans şoförü olduğunun bildirildiği,

Cumhuriyet savcılığınca izin alınmaksızın yürütülen soruşturma sonucunda sanık hakkında kamu davası açıldığı, yerel mahkemece sanığın mahkûmiyetine karar verildiği ve Özel Dairece de hükmün onandığı,

Anlaşılmaktadır.

Katılan aşamalarda; olay günü kavşakta kırmızı ışıkta beklerken yeşil ışık yanınca hareket ettiğini, yanındaki otobüse daha sonrada kendisine ambulans aracının çarptığını, siren sesi duymadığını belirtmiş,

Sanık aşamalarda; Atabey Sağlık Ocağından aldığı hastayı üniversite hastanesine götürürken olay yerindeki kavşağa yaklaştığında ışığın sarı daha sonra da kırmızı yandığını, ancak geçiş üstünlüğüne güvenerek yola devam ettiğini, fakat diğer araçlar da yola çıkınca kaza olduğunu, tepe lambasının ve sirenin açık olduğunu savunmuştur.

07.12.2006 gün ve 26369 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde şoför; "kullanacağı araca uygun sürücü belgesine sahip, temel ilkyardım eğitimi sertifikası almış personel” olarak belirtilmiş, Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönerge'nin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde birinci basamak tedavi hizmetleri; "hastaların evde ve ayakta tedavileridir. Bu hizmetler esas olarak yataksız sağlık kuruluşlarında ve koruyucu hizmetlerle birarada verilir” şeklinde tanımlanmıştır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmasına ilişkin usuller, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikeri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemektir", 2. maddesinde; “Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır.

Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali genel hükümlere tabidir.

Disiplin hükümleri saklıdır.

765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243 ve 245 inci maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında açılacak soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanmaz” şeklinde düzenlenmiş, maddenin gerekçesinde de, "bu amacın memurlar ve diğer kamu görevlilerinin sadece görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmelerinin yetkili merciin izin vermesine bağlı bulunduğu ve bu izinle ilgili usulü düzenlemek olduğu" belirtilmiştir. Buna göre kanunun düzenleniş amacının, memurların ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı, haklarında yargılama yapılabilmesi için, izin vermeye yetkili mercileri ve bu mercilerin izleyeceği yolu göstermek olduğu hem kanun metninde hem de gerekçede açıkça vurgulanmıştır.

765 sayılı TCK'nun uygulaması yönünden kimlerin memur sayılacağı, anılan Kanunun 279. maddesinde hüküm altına alınmış, belirtilen maddenin birinci fıkrasında iki bend halinde yapılan düzenlemeyle "kamu görevi" yapanlar, aynı maddenin ikinci fıkrasında iki bend halinde yapılan düzenlemeyle de "kamu hizmeti" yapanlar şeklinde bir ayırıma yer verilmiştir.

Bu düzenlemeye göre; "kamu görevi" yapanların, Ceza Kanunu uygulamasında memur sayılacakları, buna karşın "kamu hizmeti" yapanların ise "memur" sayılmayacakları ilke olarak benimsenmiştir. Bu nedenle 765 sayılı TCK'nun yürürlüğü döneminde "memur" olarak kabul edilenler ile, 4483 sayılı Kanunun 2. maddesinde belirtilen "asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlileri" tanımı birbiriyle örtüşmektedir.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ise, 765 sayılı TCK'nun uygulamasında tereddütlere neden olan "kamu görevi" ve "kamu hizmeti" gibi ikili ayırımı reddeden görüş benimsenerek, 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki "memur" tanımının doğurduğu sakıncaları gidermek amacıyla, memur kavramını da kapsayacak şekilde "kamu görevlisi" kavramına yer verilmiş,

5237 sayılı TCK'nun 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" denilmek suretiyle de "kamu görevlisi”nin tanımı yapılmıştır.

Yapılan yeni tanıma göre, kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegâne ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır.

Kamusal faaliyet de, anılan madde gerekçesinde; "Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.

Ayrıca; kamuya ait yetki ve gücü kullanacak organların, bu kamusal faaliyetlerine "genel idare esaslarına" göre katılan ve yardım edenlerin de "kamu görevi" yaptıklarının kabulünde zorunluluk vardır.

Bu nedenle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendindeki "kamu görevlisi" tanımında yer alan "katılan kişi" ibaresi ile, madde gerekçesinde yer alan "kamusal faaliyet" açılımından hareketle, bir kimsenin Ceza Kanunu uygulamasında "kamu görevlisi", yapılan faaliyetin de "kamusal faaliyet" sayılabilmesi için, kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bununla birlikte 4483 sayılı Kanunun 2. maddesinde sözü edilen kamu görevlileri, kamu hizmetine ilişkin asli ve sürekli görevleri yürüten kimselerdir. 4483 sayılı Kanun kapsamında yer almak için, bir kimsenin genel idari usullere göre yürütülen asli ve sürekli işi yapıyor olması yeterli olmayıp, aynı zamanda bu kişilerin memur veya diğer kamu görevlisi olması da gerekmektedir.

Diğer yandan, Ceza Kanunu bakımından kamu görevlisi sayılan her kişinin 4483 sayılı Kanun kapsamında ceza kovuşturmasında da kamu görevlisi (memur) sayılmasına imkan yoktur. Zira Ceza Kanununun kamu görevlisi saydığı kişiler devlet veya kamu kuruluşu çalışanı olabileceği gibi devlete veya böyle bir kuruluşa bağlı olmadan çalışan kimselerde olabilir. Örneğin, 5237 sayılı TCK'nun "kamu görevlisi" kavramının tanımının yapıldığı 6. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin gerekçesinde belirtildiği üzere tanıklar tanıklık faaliyeti kapsamında kamu görevlisi sayıldıkları halde, bu kişiler hakkındaki ceza soruşturma ve kovuşturması 4483 sayılı Kanuna göre yapılmayacaktır.

4483 sayılı Kanunun birinci maddesinde geçen "görevi sebebiyle işlenen suç" kavramının, memuriyet ve kamu görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen, diğer bir ifadeyle failin memur veya kamu görevlisi olmasının suç tipinde kurucu unsur olarak öngörüldüğü ya da bu sıfatın ağırlaştırıcı hal sayıldığı suçlarla sınırlı olduğunun kabulü, ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 02.03.2012 gün ve 1-1 (ilk derece mahkemesi sıfatıyla), 23.03.2003 gün ve 50-72 sayı ile 17.02.2004 gün ve 10-40 sayılı kararlarında yer verildiği üzere kanun koyucunun amacına ve 4483 sayılı Kanunun düzenleniş mantığına uygun olacaktır.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sağlık ocağında ambulans şoförü olarak çalışan sanığın, hasta nakli sırasında dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde araç kullanması sonucunda kaza yaparak katılanın yaralanmasına neden olduğu somut olayda; yargılamaya konu taksirle yaralamaya neden olma suçunun memuriyet ya da kamu görevinden doğmadığı, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen, diğer bir ifadeyle sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü suç niteliğinde bulunmadığı, kamu görevlisi sıfatının suçta nitelikli hal ya da ağırlaştırıcı neden de kabul edilmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, taksirle yaralama suçundan yargılanan sanık hakkında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni alınmasına gerek olmadığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, Özel Daire onama kararı isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı; "Ambulans şoförü icra ettiği görevi nedeniyle trafikte geçiş üstünlüğüne sahiptir. 5237 sayılı TCK'nun 6. maddesinde kamu görevlisinin tarifi yapılmış olup, 765 sayılı TCK'nun memuru tarif eden 279. maddesinden daha geniş tutulmuştur. Bu itibarla; görevi sırasında trafik kazasına karışan sanığın 4483 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmeye tabi tutulması dolayısıyla itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Genel Kurul Üyesi de; benzer düşünceyle,

Karşıoy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.05.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

YORUM EKLE