Özel Hayatta İşlenen Fiile Verilen Disiplin Cezası Hakkında Karar

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başkanlığı bünyesinde zabıt kâtibi (aday memur) olarak görev yapan kişinin memuriyet göre

Özel Hayatta İşlenen Fiile Verilen Disiplin Cezası Hakkında Karar

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başkanlığı bünyesinde zabıt kâtibi (aday memur) olarak görev yapan kişinin memuriyet göreviyle ilgisi olmadığı ifade edilen iddialar nedeniyle kınama cezasıyla cezalandırılmasının ve memuriyetle ilişiğinin kesilmesinin Anayasaya aykılık teşkil ettiğine hükmetti.


Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:


-Başvurucu 26/1/2012 tarihinde aday memur olarak açıktan atanma suretiyle Yargıtay zabıt kâtibi olarak göreve başlamıştır.


A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç


-Z.K. ile evli olan Bayan H.K., başvurucu hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. H.K. şikâyet dilekçesinde; başvurucunun kendisini evindeki sabit hatlı telefondan arayarak eşi Z.K. ile gönül ilişkisi yaşadığını, eşinden ayrılması gerektiğini söylediğini, bunun yanı sıra www.facebook.com adlı sosyal medya hesabından tarafına yönelik birtakım hakaret içeren paylaşımlarda bulunduğunu, bu nedenle kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirtmiştir.


-Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Savcılık) 6/12/2012 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 123. maddesinin (1) ve 125. maddesinin (2) numaralı fıkraları uyarınca kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ve hakaret suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.


-(Kapatılan) Ankara 18. Sulh Ceza Mahkemesinin 3/12/2013 tarihli kararı ile başvurucunun kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan 3 ay hapis, sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret suçundan 2.240 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucu suçlamaları kabul etmemiş ise de müştekinin beyanı, bu beyanı doğrulayan ve telefon görüşmeleri sırasında o an için müştekinin yanında bulunan komşusu, çocuklarının bakıcısı, annesi ve arkadaşları olan tanıkların yeminli beyanları, telefon görüşmeleri ile ilgili kayıtlar gibi delillerle başvurucunun müsnet suçları işlediğinin sabit olduğu açıklanmıştır. Anılan karar, itiraz edilmeksizin 17/12/2013 tarihinde kesinleşmiştir.


B.Disiplin Soruşturması Süreci


-Savcılık, Yargıtay Genel Sekreterliğine hitaben yazdığı 6/12/2012 tarihli yazıda başvurucu hakkında kamu davası açıldığını bildirmiş ve iddianamenin bir örneğini yazı ekinde sunmuştur.


-Yargıtay Yönetim Kurulunun 27/12/2012 tarihli kararı ile iddianameye konu eylem nedeniyle başvurucu hakkında disiplin soruşturması açılmasına karar verilmiş ve Yargıtay Birinci Başkanlığı tetkik hâkimlerinden bir kişi soruşturmayı yürütmekle görevlendirilmiştir.


-Soruşturmayı yürüten hâkim tarafından disiplin soruşturması kapsamında 5/3/2013 günü başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında; arkadaşı olan Z.K.yı Yargıtayda göreve başladığı tarihten önce tanıdığını, şu an hâlâ kendisi ile görüştüğünü, kendisiyle karı-koca hayatının olmadığını, Z.K.nın sürekli kendisine resmî nikahlı eşi olan müşteki ile arasındaki sorunlardan söz ettiğini, müştekinin ise eşi ile arasındaki sorunların sorumlusu olarak kendisini gördüğünü ifade etmiştir. Başlangıçta farklı numaralı cep telefonlarından arayarak ismini öğrenmeye çalışan müştekinin sonrasında boş mesajlar atarak ve cep telefonundan arayarak ya da farklı kişilere aratarak kendisini taciz ettiğini iddia etmiştir. Öte yandan müştekinin www.facebook.com adlı hesabına gönderdiği taciz içeren mesajına karşılık olarak gönderdiği 7/1/2012 tarihli mesajlar dışında iddianameye konu telefon aramalarını ve içeriklerini kabul etmediğini beyan etmiştir.


-Soruşturmacı hâkim tarafından tahkikat sonucunda hazırlanan 6/3/2013 tarihli raporda; başvurucunun evli olduğunu bildiği Z.K. isimli şahısla ilişkisinin devam ettiğini söylemesi karşısında memuriyet hizmeti dışında devlet memurunun itibarını sarsıcı davranışta bulunduğu hatta bu davranış tarzında ısrarcı olarak aynı eylemlerine devam ettiği, herhangi bir nedamet belirtisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Bu davranışı nedeniyle başvurucunun disiplin yönünden kınama cezası ile cezalandırılması, aday memur statüsünde bulunduğu da dikkate alınarak idari yönden görevine son verilmesi teklif edilmiştir.


-Bu teklif doğrultusunda başvurucu, Yargıtay Yönetim Kurulunun 15/3/2013 tarihli ve 92 sayılı kararı ile 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (d) alt bendi uyarınca "hizmet dışında devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak" fiilini işlediği kabul edilerek kınama cezasıyla cezalandırılması ve aday memur statüsünde olduğu da değerlendirilerek aynı Kanun’un 56. maddesi uyarınca memuriyetle ilişkisinin kesilmesine karar verilmiştir.


-Başvurucu 5/4/2013 tarihli dilekçesiyle kararın itirazları doğrultusunda kaldırılmasını ya da değiştirilmesini Yargıtay Başkanlar Kurulundan talep etmiştir. İtirazında; aday memur olarak göreve başladığı tarihten önceki olaylar (iddialar) nedeniyle hakkında disiplin soruşturması başlatıldığım, Z.K.nın tanık olarak dinlenmeksizin ve henüz sonuçlanmamış adli soruşturmada müştekinin beyanları esas alınarak karar verildiğini belirtmiştir. Ayrıca görev yaptığı süre zarfında mesleğinin ve kurumun itibarını zedeleyecek hiçbir olumsuz davranışının olmadığını ifade etmiştir.


-Yargıtay Başkanlar Kurulunun 20/6/2013 tarihli ve 18 sayılı kararı ile başvurucu hakkında hazırlanan soruşturma raporuna göre söz konusu iddianame ve disiplin dosyası kapsamından başvurucunun eylemlerinin sübut bulduğu açıklanmıştır. Bu nedenle 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 17. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendi uyarınca Yargıtay Yönetim Kurulunun verdiği kınama cezası ile memuriyetle ilişiğin kesilmesi kararlarında bir isabetsizlik görülmediğinden itirazın kesin olarak reddine oyçokluğu (yedi adet itirazın kabulü oyuna karşılık otuz dört adet ret oyu) ile karar verilmiştir.


C.     İptal Davası Süreci


-Başvurucu, Yargıtay Yönetim Kurulunun kınama cezası ile cezalandırılması ve memuriyetle ilişiğinin kesilmesine ilişkin 15/3/2013 tarihli kararının iptali talebiyle Yargıtay Başkanlığı aleyhine Ankara 13. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 7/6/2013 tarihinde dava açmıştır.


-Mahkeme 12/6/2013 tarihli kararıyla davada iptali istenen biri disiplin işlemi, diğeri aday memurluktan kaynaklanan göreve son verme işlemi olmak üzere iki ayrı hususun bulunduğu, her bir işlem için yapılacak hukuki irdelemelerin farklı olması nedeniyle bu iki konu hakkında tek dilekçe ile dava açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle otuz gün içinde usulüne uygun şekilde yeniden düzenlenecek dilekçeyle dava açılmak üzere dava dilekçesini reddetmiştir. Dilekçe ret kararı 9/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.


-Başvurucu, dilekçe ret kararı üzerine yenilediği 11/7/2013 tarihli dava dilekçesiyle Yargıtay Yönetim Kurulunun kınama cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 15/3/2013 tarihli kararının iptali talebinde bulunmuştur. Dava dilekçesinde 26/1/2012 tarihinde aday memur olarak açıktan atanma suretiyle Yargıtay zabıt kâtibi unvanını intisap etmek üzere göreve başladığını, Savcılıkça yürütülen soruşturma neticesinde düzenlenen iddianamenin Yargıtay Başkanlığına gönderilmesi üzerine hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını ifade etmiştir. Ayrıca disiplin soruşturması kapsamında savunmasının alındığını, olayın müştekinin ve yakın çevresinin beyanlarına dayandırıldığını, yargılamanın da devam ettiğini belirtmiştir. Başvurucu; görev yaptığı süre içinde mesleğini ve kurumunun itibarını zedeleyecek herhangi bir davranışının bulunmadığını, soruşturma dosyasına konu olaym evli bir kadının kocasını kıskanması nedeniyle kendisini hedef alan iddialarından ibaret olduğunu ileri sürmüştür.


-Mahkemenin 22/8/2013 tarihli kararı ile davanın incelenmeksizin reddine hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde; 2797 sayılı Kan un‘un 17. maddesinin birinci fıkrasının


(1)     numaralı bendinin (d) alt bendinde geçen "kesin olarak" ibaresinin ve "Başkanlar Kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz." şeklindeki son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ile iptali isteminde bulunulduğu, Anayasa Mahkemesinin 21/1/2010 tarihli ve E.2008/74, K.2010/15 sayılı kararı ile anılan düzenlemelerde Anayasa'ya aykırılık görülmeyerek itirazın reddedildiği vurgulanmıştır. Buna göre Yargıtay Başkanlar Kurulunun uyuşmazlığa ilişkin nihai kararının kesin nitelikte olduğu, yargı yolu kapalı olduğundan davanın esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı belirtilmiştir.


-Anılan kararın temyizi üzerine Danıştay Onikinci Dairenin 28/11/2013 tarihli kararı ile başvurucunun temyizen inceleme isteğinin görev yönünden reddine, dosyanın kararı itirazen incelemeye görevli ve yetkili olan Ankara Bölge îdare Mahkemesine gönderilmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, uyuşmazlığın 657 sayılı Kanun uyarınca başvurucunun kınama cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemden kaynaklandığı belirtilerek 22/8/2013 tarihinde karara bağlanan davada verilen karara karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesince aynı yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz edilebileceği, temyiz isteminin Danıştayca incelenmesine olanak bulunmadığı açıklanmıştır.


-Bu defa yapılan itiraz incelemesinde karar, Ankara Bölge İdare Mahkemesinin (1. Kurul) 22/5/2014 tarihli kararıyla bozulmuş ve işin esasına girilerek yeniden karar verilmek üzere dava dosyasının mahkemesine iadesine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, Yargıtay Yönetim Kurulu kararlarına karşı Yargıtay Başkanlar Kuruluna itirazın ihtiyari olduğu ve menfaatinin ihlal edildiğini düşünen kamu görevlilerinin doğrudan idari yargıda dava açabilecekleri gibi Yargıtay Yönetim Kurulu kararına karşı Yargıtay Başkanlar Kuruluna da itiraz haklarını kullanabilecekleri belirtilmiştir. Bu nedenle tek başına hukuki sonuç doğuran, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olan Yargıtay Yönetim Kurulu kararma karşı itirazda bulunulmuş olsa bile 2797 sayılı Kanun'da bu kararın tek başına iptal davasına konu edilmesini engelleyen bir hüküm de bulunmadığı vurgulanarak Yargıtay Başkanlar Kurulunun itirazın reddi kararından bağımsız olarak Yargıtay Yönetim Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın idari yargı yerinde incelenmesinde usul hükümlerine aykırılık görülmediği açıklanmıştır.


-Bu arada başvurucu, Mahkemeye sunduğu 19/9/2014 tarihli dilekçesinde 657 sayılı Kanun’un 57. maddesinin birinci fıkrasının "Adaylık süresi içinde disiplin cezası almış olanların disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişikleri kesilir." şeklindeki birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline ilişkin olarak Anayasa


Mahkemesinin 14/11/2013 tarihli ve E.2013/15, K.2013/131 sayılı kararının 28/2/2014 tarihli ve 28927 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığını bildirmiştir. Dava konusu idare işlemi ve bunun sonucu aynı Kanun'un 56. maddesi dayanak gösterilmek suretiyle uygulanan memuriyetle ilişiğin kesilmesine ilişkin işlemin ölçülülük ilkesi ile bağdaşmadığını ifade etmiştir.


-Mahkemenin 13/3/2015 tarihli kararı ile dava reddedilmiştir. Karar gerekçesinde, disiplin soruşturma dosyası içeriğinde yer alan bilgi ve belgeler değerlendirilerek başvurucunun hizmet dışında özel hayatına bir devlet memurunun göstermesi gereken özen ve dikkati göstermediği, devlet memuruna duyulan güven duygusunu sarsacak ve memuriyet itibarını zedeleyecek nitelikte davranışlarda bulunduğu, bu davranışlarından nedamet duymadığı gibi eylemlerine ısrarla devam ettiği belirtilmiş; dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.


- Söz konusu karara karşı yapılan itiraz 1. Kurulun 26/11/2015 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme talebi de 1/3/2016 tarihli kararla reddedilmiştir.


-Nihai karar 22/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.


- Başvurucu 14/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.


-Diğer taraftan UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere müşteki H.K. ile Z.K. Ankara 11. Aile Mahkemesinin 11/12/2013 tarihinde kesinleşen kararı ile boşanmışlardır. Başvurucu ve Z.K.nın 15/5/2015 tarihinde evlendikleri ve bu evlilikten 14/3/2018 tarihinde bir çocuklarının dünyaya geldiği anlaşılmıştır.


Kararın tamamını okumak için tıklayınız
Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2019, 09:17

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.