Anayasa Mahkemesinden memurun özel hayatında işlediği fiiller sebebiyle tayin edilmesi hakkında önemli karar

Anayasa Mahkemesinden memurun özel hayatında işlediği fiiller sebebiyle tayin edilmesi hakkında önemli karar, Memur özel hayatında işlediği fiil sebebiyle tayin edilebilir mi?

Anayasa Mahkemesinden memurun özel hayatında işlediği fiiller sebebiyle tayin edilmesi hakkında önemli karar

Anayasa Mahkemesinden memurun özel hayatında işlediği fiiller sebebiyle tayin edilmesi hakkında önemli karar

Anayasa Mahkemesi, memurun özel hayat kapsamında kalan eylemi gerekçe gösterilerek başvurucunun naklen atanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Başvuruya sebep olan olaylar özetle şöyledir:

-Ankara Millî Eğitim Müdürlüğünde ilköğretim müfettişi olarak çalışan başvurucu hakkında birtakım isnatlar nedeniyle disiplin soruşturması başlatılmıştır. Bu kapsamda "bir siyasi partinin kongresine katıldığı, devamlı alkol aldığı için görevine sık sık geç geldiği, bazen grup çalışmalarına katılmadığı, başkanlıkça düzenlenen genel kurul toplantıları ve seminer çalışmalarının sonuna gelerek imza attığı, teftiş için gittiği kurumun telefonlarını özel işleri için kullandığı, eşinin dostunun işlerini takip ettiği, teftiş için gittiği hırumların müdür odasında veya müfettişler için ayrılan odada saz temin ettirerek çaldığı ve şarkı söylediği, öğretmen teftişi için öğretmenin en az iki saat dersini izlemesi gerektiği halde izlemeden dersin ortasında derse girip öğretmenin kimliğini alıp çıktığı ve daha sonra yüksek puanlar vererek durumu kurtarmaya çalıştığı" şeklinde iddialar ileri sürülmüştür. Bunun yanında "teftiş için gittiği kurumlar da Atatürk, devlet, askerler ve polisler aleyhinde veya siyasi içerikli konuşmalar yaptığı, bayan idarecilere Barış Annelerine destek olmaları yönünde baskı yaptığı, inceleme ve soruşturma raporlarını bir başkasına yazdırdığı, ifadeleri başkalarına aldırdığı, öğretmen teftiş formlarım başkalarına doldurttuğu, yemek için gittiği lokantalarda müfettişin itibarını düşürecek şekilde küçük pazarlıklar peşinde olduğu ve yersiz tartışmalara girerek eğitim camiasını küçük düşürdüğü, teftiş bölgesi Ş. S.M. Lisesinde görev yapan S. isimli dul bir bayan öğretmenle sık sık bir araya geldiği, hoş olmayan davranış ve ilişki içinde olduğu, sık sık gruptan ayrılarak bu bayanla içki içmeye gittikleri" şeklinde başvurucu aleyhinde başkaca isnatlarda bulunulduğu da anlaşılmaktadır.

-Başvurucunun meslek ve özel yaşantısına ilişkin ileri sürülen iddialarla ilgili olarak Millî Eğitim Bakanlığı başmüfettişlerince 26/4/2004 tarihli soruşturma raporu hazırlanmıştır.

-Anılan rapor doğrultusunda başvurucunun kınama cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvuruya konu 3/9/2004 tarihli işlem ile de başvurucunun Erzurum İl Millî Eğitim Müdürlüğüne ilköğretim müfettişi olarak atanmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, atamasının yapıldığı yeni görevine başlamak üzere Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü ilköğretim müfettişliği görevinden 27/9/2004 tarihinde ayrılmıştır. Diğer yandan başvurucu, kınama cezasına itiraz etmesine rağmen itirazının reddedildiğini ancak yasal mevzuat gereği kınama cezasına karşı dava açamadığını belirtmiştir.

-Başvurucu, atama işleminin iptali istemli 20/9/2004 tarihinde dava açmıştır. Ankara 11. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 18/10/2005 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

-"Bu durumda, hakkında yapılan disiplin soruşturması sonucu ileri sürülen iddiaların bir kısmının sübut bulması üzerine kınama cezası ile tecziye edilen davacı hakkında tesis edilen atamanın, soruşturma raporu doğrultusunda oğlunun özür durumu da dikkate alınarak tesis edildiği gözönünde bulundurulduğunda anılan Kanun ve Yönetmelik uyarınca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir."

-Başvurucunun yürütmeyi durdurma talepli olarak temyiz istemi üzerine Danıştay İkinci Dairesinin (Daire) 27/11/2006 tarihli kararı ile dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Bu karar sonrasında başvurucunun yeniden Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü emrine ilköğretim müfettişi olarak atamasının yapıldığı ve anılan göreve 24/1/2007 tarihinde başladığı anlaşılmaktadır.

-Temyiz incelemesi sonucu karar Dairenin 9/3/2007 tarihli kararıyla bozulmuştur. Karar gerekçesinde; başvurucuya isnat edilen eylemlerin birçoğunun sübuta ermediği gibi sübuta erdiği ileri sürülen eylemlerle ilgili olarak alman tanık ifadelerinden de bu iddiaların gerçekleşmediği, görevini gereği gibi yapamadığı ve başarısız olduğuna ilişkin yeterli bir saptama bulunmadığı, ayrıca disiplin yönünden aldığı kınama cezasının görev yerinin değiştirilmesini gerektirir nitelikte olmadığı görüldüğünden dava konusu işlemde sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka uyarlık görülmediği açıklanmıştır.

-Davalı Millî Eğitim Bakanlığının karar düzeltme talebi Dairenin 14/11/2007 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

-Dairenin bozma kararı üzerine Mahkeme 24/1/2008 tarihli karar ile bozma kararına uymayarak davanın reddi yönündeki ilk kararında direnmiştir.

-Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (Kurul) 11/3/2013 tarihli kararı ile kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle direnme kararının oyçokluğuyla onanmasına hükmedilmiştir.

-Altı üye karara muhalif kalmıştır. Muhalif üyeler karşıoy görüşlerinde, Dairenin bozma kararında belirtilen gerekçeyi tekrar etmişlerdir.

-Başvurucunun karar düzeltme talebi de Kurulun 9/2/2015 tarihli kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir.

-Nihai karar 22/6/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

-Başvurucu tarafından 20/7/2015 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

-Başvuru konusu olaya ilişkin 26/4/2004 tarihli soruşturma raporunun Anayasa Mahkemesine gönderilmesi istenmiş ancak Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından ilgili soruşturma raporu gönderilmemiştir. Ankara 11. îdare Mahkemesince gönderilen dosya evrakı içinde de söz konusu soruşturma raporunun bulunmadığı anlaşılmıştır.

Mahkemenin incelemesi ve değerlendirmesi aşağıda yer almaktadır

Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu; isimsiz ve imzasız bir ihbar mektubu sonrasında soruşturma konusu edilemeyecek hususlarla ilgili olarak görevini gereği gibi yapmadığına ve görevinde başarısız olduğuna ilişkin bir saptama da yapılmaksızın özel hayatı kapsamında kalan eylemler gerekçe gösterilerek idari yaptırım uygulandığını ifade etmiştir. Bu süreçte gerekmediği hâlde özel yaşamının sorgulandığım ve atama işleminin gerekçesi yapıldığım, yargılama sırasında hakkındaki iddialara karşılık savunmaları değerlendirilmeden ve gerekçe gösterilmeksizin karar verildiğini ifade eden başvurucu, ayrıca görev değişikliği nedeniyle %90 oranında engelli olup özel eğitim alan oğlundan ve kamu görevlisi olan eşinden uzun süre ayrı kaldığını belirterek adil yargılanma hakkı ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Değerlendirme

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu bir bayanla sık sık bir araya gelerek içki içmeye gittiği şeklindeki isnatları belirterek özel hayatı kapsamında kalan hususlar nedeniyle hakkında atama işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu çocuğunun %90 oranında engelli ve özel eğitime muhtaç olduğunu, söz konusu görev değişikliğinin bu yönüyle de özel ve aile hayatında ciddi şekilde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun söz konusu iddialarının niteliği itibarıyla özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak 20. maddesi şöyledir: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz,"

Kabul Edilebilirlik Yönünden

Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Esas Yönünden

Müdahalenin Varlığı

Mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları özel hayatm gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır {Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent Polat, B. No: 2013/7666,10/12/2015, § 63; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057,16/12/2015, § 33).

Somut olayda özel yaşama ilişkin davranış ve ilişkilerin başvurucu hakkında soruşturma başlatılmasında belirleyici olduğu ve buna göre tesis edilen idari işlemin de sebebi olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda meslek hayatıyla ilgili atama işleminde kişinin özel yaşamına ilişkin eylemleri sorgulanarak dayanak alınması suretiyle özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.

Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

Anayasalın 13. maddesi şöyledir: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızm yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

Bu kapsamda yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığının Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nm ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olma koşulları yönünden incelenmesi gerekir.

Kanunilik

Başvurucu hakkında tesis edilen idari işlem 657 sayılı Kanun'un 76. maddesi ile buna dayalı ikincil mevzuat temelinde yürütülmüştür. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcut olduğu ve yargısal kararların yeterli bir hukuki temele sahip olduğu anlaşılmıştır.

Meşru Amaç

Başvurucunun naklen atamasının yapılması suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan kamu görevlisinin Anayasa ve kanunlara sadakat yükümlülüğü çerçevesinde, kamu hizmetinin etkin bir şekilde yürütülmesi ve mesleki disiplinin sağlanması meşru amacına dayandığı anlaşılmaktadır.

Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

Genel İlkeler

Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan müdahalenin ihlal teşkil etmemesi için Anayasa’nm 13. maddesinde yer verilen demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir.

Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, §45).

Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (.Ferhat Üstündağ, §46).

Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 48).

Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda, kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik bir toplumda gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizli yönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bu alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamu makamlarınca özellikle ciddi gerekçelerin gösterilmesi gerekir (Ata Türkeri, § 47).

Ayrıca tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında bireylerin özel hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kuramların işleyişi üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması, bu hususlardaki değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G.G. [GK], B. No: 2014/16701,13/10/2016, § 60).

Buna göre özel hayata saygı hakkına yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

İlkelerin Olaya Uygulanması

Somut olayda mahkeme kararında ve dayanağı olan disiplin soruşturma raporunda; Ankara Millî Eğitim Müdürlüğünde ilköğretim müfettişi olarak çalışan başvurucunun özel yaşam alanı kapsamındaki sosyal hayatına, diğer bir ifade ile mesleki faaliyetleri sırasında dış dünyayla kurduğu ve geliştirdiği ilişkilere yönelik iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı anlaşılmaktadır. Dairenin kararında; başvurucuya isnat edilen eylemlerin birçoğunun sübuta ermediği ve soruşturma raporunda sübuta erdiği ileri sürülen eylemlerle ilgili olarak da alman tanık ifadelerinden bu iddiaların gerçekleşmediği, diğer bir ifadeyle özel hayatını ilgilendiren hususların görevini yapmasını olumsuz etkilediği ya da görevini gereği gibi yapmasına engel olduğuna ilişkin yeterli bir saptama bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca disiplin yönünden aldığı kınama cezasının görev yerinin değiştirilmesini gerektirir nitelikte olmadığı açıklanarak dava konusu idari işlem hukuka uygun görülmemiştir. Mahkeme ve Kurul kararlarında ise isnat edilen eylemlerin hangisinin sübuta erdiği, başvurucunun hangi tutum ve eylemleri nedeniyle görevini gereği gibi yapmadığı ya da özel hayatına ilişkin hangi konuları meslek hayatına olumsuz bir şekilde yansıttığı, diğer bir ifade ile kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesine engel olduğu yönünde herhangi bir tespit ve açıklama bulunmamaktadır.

Öte yandan başvuru konusu olan atama işleminin doğurduğu sonuçlar bakımından özel hayat üzerindeki etkilerinin de incelenmesi gerekir (Namet Sevinç, §§ 20-22; Sevilay Sümer, §§ 42-44). Atama işleminin temelini oluşturan özel hayata konu unsurların soruşturma konusu yapıldığı söz konusu yargılama sürecinde fiziksel, bilişsel, konuşma ve yürüme özürleri bulunan oğlunun %90 oranında engelli ve özel eğitime muhtaç olduğu, Ankara'da bir eğitim uygulama okulu ve iş eğitim merkezinde özel eğitim aldığı, bu okula uyumunun zorlukla sağlanmış bulunduğu belirtilmiştir. Görev değişikliği nedeniyle oğlunun sağlık durumunun özel hayatına ciddi etkilerinin bulunduğuna yönelik başvurucunun iddiaları cevapsız bırakılmıştır. Bunun yanında başvurucunun disiplin yönünden aldığı kınama cezasının görev yerinin değiştirilmesini gerektirir nitelikte olmadığı ve görevini gereği gibi yapamadığına ilişkin bir tespitin de bulunmadığı yönündeki Daire kararının aksine bir açıklama dahi yapılmamış, herhangi bir gerekçe de gösterilmemiştir. Dolayısıyla inceleme konusu yargılama kapsamında başvurucunun eylemlerinin mesleğine bir etkisinin bulunduğunun ortaya konulamadığı değerlendirilmektedir.

Olaydaki şartlar bütüncül bir şekilde değerlendirildiğinde özel hayat kapsamında kaldığı açık olan birtakım eylemlerin başvurucunun mesleki hayatı ve kamu hizmetinin işleyişi üzerindeki etkisine ve risklerine dair ilgili ve yeterli gerekçelerin gösterilemediği, tesis edilen işlemin başvurucunun sicili gözetilerek ölçülülük yönünden değerlendirilmediği, başka bir ifadeyle söz konusu müdahalenin gerekçelerinin ortaya konulamadığı görülmektedir. Bu nedenlerle sonuç olarak Mahkeme ve Kurul tarafından verilen kararların özel hayata saygı hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda yukarıdaki açıklamalarla birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun özel hayatına ilişkin eylemlerin ifa ettiği görevi etkileyen bir unsur olarak değerlendirilerek görev yerinin değiştirilmesinin kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla alınmasının zorunlu bir tedbir olduğu da söylenemez.

Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nm 20. maddesinde güvence altına alman özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Kararın tamamını okumak için tıklayınız

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2019, 08:41

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.